1971 yılının Mart ayının 30 günü on devrimci, Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy, Niksar’ın Kızıldere köyünde eylemleriyle ve ölümleriyle, genç ömürlerini aşacak olan büyük bir yangını kıvılcımını çaktılar.  Kısa ömürleri müddetince hepimize, bize ardıllarına bir yol aradılar ve el nihayet bir yol açtılar. Büyük bir yükünümüz dahi çizgisinde değilsek bile hepimiz, biz Anadolu ve Kürdistan devrimcileri pek çok yanıyla Kızıldere’ye varan yiğit devrimcilerin önderi, önderimiz Mahir Çayan’ın düşman mermisiyle delinmiş mavi kazağının içinden çıktık.

‘’Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik!” diyerek gürleyen ses, siper yoldaşlığının, devrimci dayanışmanın, omuzdaşlığın, devrimci cesaretin,  atılganlığın, fedakârlığın, ‘’en iyi lider en iyi militandır’’ ilkesinin ve elbette ‘’teslim olmayanlar yenilmez’’ şiarının yanı sıra bunları çokça da aşan bir etki ve iz bıraktı ardında 12 Mart 1971 muhtırasının ardından esir alınan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmesini engellemek isteyen THKP-C ve THKO militanları Ünye’deki NATO Radar Üssü’nde görevli iki Britanyalı ve biri Kanadalı üç teknisyeni rehin aldılar. Eylemi, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi kurucularından Mahir Çayan, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Hüdai Arıkan, Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü, THKO lider kadrolarından Cihan Alptekin gerçekleştirmişti. Grup, kendilerini Tokat’ın Niksar ilçesindeki Kızıldere köyünde bekleyen Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna ve Saffet Alp ile buluştu. 11 devrimci ve üç rehine köyün muhtarının evinde gizlendi. Asker ve polisler 30 Mart sabahı gençlerin ve rehinelerin bulunduğu evi kuşattı. Evde kuşatılan grubun lideri Mahir Çayan çatıya çıkıp güvenlik güçlerine seslenerek teslim olmayacaklarını söyledi. Bu sırada makineli tüfeklerle eve ateş açıldı ve Mahir Çayan başına isabet eden bir mermiyle hayatını kaybetti.

 Çoğu kez mitolojik bir kahramanlık, fedakârlık eylemi olarak, büyük bir cesaret timsali olarak görülen kimilerince, hazırlıksız bir ‘’maceracılık’’, Narodnik bir eylem,  hatta küçük burjuva radikalimizi olarak yaftalanan bu sarsıcı eylem,  Mahir ve yoldaşlarının politikaya yaklaşımlarının en keskin ve yalın ifadesi,  71 Ocak’ın da başlayan bir teorik, pratik ve örgütsel kopuşun kanla yazılan manifestosu, Anadolu ve Kürdistan devrimci hareketlerinin keskin bir sapağı ve belki de çoğu yanıyla belirginleşen miladıdır.  Devrimci olanakların azalmaya başladığı bir süreçte Mahir ve yoldaşlarının politik bir çıkış olarak bu eylemi gerçekleştirmeleri, onların genel siyasetlerinin ve açmak istedikleri yolunun rotasından ayrı olarak düşünülemez.  Zira Bu eylem,  ahlaki bir tutumun, meydan okumanın, feda eyleminin ötesinde,  stratejik bir hattın nesnel koşulların el verdiği ölçüde açığa çıkarılan mücadele pratiğidir. Bu bağlamda Kızıldere mücadele edeceklere bir direniş geleneği bırakmak öngörüsü ile yapılmış bir eylemdir. Bir kopuşun çoban ateşi,  ardıllarının yolunu aydınlatan bir işaret fişeği nihayet tekraren devrimci mücadele tarihinin keskin bir kavşağıdır.

Öyle ki bu eylem,  68 hareketiyle başlayan hızlı radikalleşme, ayrışma dalgasını takiben 71 Ocak’ında Mahir Çayan,  Ertuğrul Kürkçü, Yusuf Küpeli, Münir Aktolga imzasıyla yayımlanan  ‘’ Aydınlık Sosyalist Dergi’ye Açık mektup’’ broşürüyle geleneksel TKP, TİP ve MDD çizgileriyle yolları kesin olarak ayıran yeni bir çıkış arayışının, Teorik ve örgütsel kopuşun devamı olarak gerçekleşmiş ve belki de bir sıçrama noktası olmuştu.  Söz konusu bröşür, Mihri Belli çizgisini, milliyetçilik ve revizyonizmle mahkûm eden ilk kez misak-ı millici sınırları zorlayarak, enternasyonalist, ulusların kendi kaderini tayin hakkında kapı aralayan proleter devrimci bir çıkışı muştuluyordu.  İşte bu noktada gençliği sosyalizm ile buluşturan ileriye çıkma eğilimi, Kurtuluş grubu olarak bağımsız bir siyasi hareketin öncülüğüne kavuştu.  Olağan dışı bir sürat ve coşkuyla ivmelenen ve yayılan bu hareket, etkili bir hatip ve teorisyen olarak parlayan Mahir Çayan’ın kendine özgü yaratıcılığı ve peşpeşe yayınladığı metinleriyle belirginleşti.  Ve ardında belki Kaypakkaya ile birlikte Anadolu ve Kürdistan devrimci hareketlerinin en çok beslendiği ve onları en derin etkileyen, besleyen bir gelenek bırakmıştır. Çayanizm/ Çayancılık diye bir kavram doğmuştur.  Öyle ki bu günden bakıldığında pek çok eksiki, gediği görülebilmesine rağmen Çayancılık, çoğrafyamızı aşan,  tüm yeni sömürgeler ve ezilen halklar için bir devrim, eylem kılavuzu ortaya çıkarmıştır. Nasıl Leninizm bir kavram ve pratik hat olarak 20.yüzyıl Rusya koşullarında ortaya çıkarılmış ve bir devrim kılavuzu olmuşsa, nasıl Maoizm kendi kavramsallaştırmaları ve pratiğiyle bir hat olarak ortaya çıkmışsa ve nasıl Guevarizm bir devrim stratejisi, pratiği ve teorisi olarak varsa Çayancılık ve Mahir Çayan’ın teorik metinleri ile THKP-C’nin pratiğe döktüğü bir hat doğmuştur. Onun politik mirası takip eden,  1970’ler sol direniş geleneği bütün bileşenleriyle düşünüldüğünde THKP-C mirasçısı hareketlerin Anadolu ve Kürdistan solunun ana gövdesini oluşturdukları görülecektir. HDÖ (Halkın Devrimci Öncüleri ya da ilk bildirilerinden yola çıkarak adlandırıldıkları isimle Acilciler), Devrimci Kurtuluş, Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği, Devrimci Savaş, Çayan Sempatizanları, Devrimci Sol, Devrimci Yol ve Kurtuluş gibi hareketler Kızıldere’deki işaret fişeğinin ardından onu ve onları takip ederek doğmuş ve kitleselleşmişlerdi. Elbette bu gelenek sadece Anadolu devrimci hareketleriyle de sınırlı;  sadece onların eylem kılavuzu olmakla sınırlı kalmamıştır.  Özgürlük Hareketi de ‘’öncü savaşı’’ taktikleriyle,   Parti- cephe tarzı örgütlenme stratejisiyle ve askeri önderlik ile siyasi önderliğin birliği ilkesiyle söz konusu kılavuzdan faydalanmış bir biçimiyle bu geleneğin bir parçası olmuştur.

 71 teorik ve örgütsel kopuşunun pratik anlamda tarihsel mim noktası olan Kızıldere gerisinde salt bir eylem kılavuzu değil Çayan şahsında belirginleşen,  ‘bir eylem klavuzu olarak teori’ anlayışı etrafında şekillenmiş bir aktivizm manifestosuyla birlikte ardından halen beslenilen zengin bir kuramsal miras bırakmıştır. Bu yanıyla On’ları ve Çayan’ı devrimciliğin devrimci teorisyeni olarak nitelendirebiliriz.  Öyle ki Çayan’a özgü ve özgün sayılabilecek, kendi geliştirdiği yaklaşımları adlandırma ve bazen de açıkça yeni bir kavram önerme tarzıyla, ‘subjektif öncülük’, ‘yeni sömürgecilik’, ‘3. genel bunalım dönemi’, ‘gizli işgal’, ‘açık-kapalı faşizm’, ‘suni denge’, ‘politikleşmiş askeri savaş stratejisi’, ‘oligarşik dikta’, ‘öncü savaşı’, ‘evrim-devrim içiçeliği’ gibi geniş ve zengin bir kuramsal zemin ve kavramlar seti ortaya çıkmıştır. Böylece diyebiliriz ki Çayan şahsında 71 kopuşu ve Kızıldere pratiği yarattığı terminolojiyle, zengin kuramsal mirasla, orijinal denebilecek  devrimci bir çıkışın oluşumuna önderlik etmişti. Bir gelenek yaratmıştır.  İşte  atılgan, cesur bir pratikle bütünleşen kuramsal  arka plan, kesintisiz, sürekli devrimciliğin imkanlarını yaratmaya çalışmıştır. Devrimci pratiği devletin kanlı müdahalesiyle kesilmişse de ardıllarına kesintisiz bir devrimcilik türü devretmiştir. Kuramsal arka plan ise Marksizm’den hareketle böyle bir devrimciliğin imkânlarını coğrafya özelinde yeniden üretebilmenin imkânlarını aramıştı.

 İşte burada belki de Çayan’ın en keskin teorik atılımı olan ve devrimci pratiğinin de  zemini oluşturan, onu ve ardıllarını  Geleneksel sol akımlardan ve klasik MDD çizgisinden ayrıştıran  ‘’Gizli işgal esprisi’’ne ayrı bir paragraf açmamız gerekir. Çayan,  MDD yaklaşımından tamamen farklı olarak bir anti-emperyalist milli savaş yaklaşımının yerine, dünya konjonktürün analizine dayalı (3. Bunalım Dönemi) yabancı ve yerli sermayenin iç içe geçtiği bir hâl olarak ‘yeni sömürgeciliğe’ karşı bir kurtuluş savaşı yaklaşımı ortaya koymuştur.  Çayan için 3. bunalım döneminde emperyalizm ve kapitalizm bir ve aynı şeylerdir ve Emperyalizm içsel bir olgudur. Antiemperyalizm basitçe bir işgalcinin tasfiyesi sorunu olarak ele alınamaz. Bu gerçek bir devrimci atılımdır. Çayan’ın Devlet ve Türkiye tahlili Erken dönemde bir küçük burjuva diktatörlüğün, 50’leri takiben Oligarşik diktatörlüğüne dönüştüğünü tespit eder.  Daha en başından emperyalizmle bütünleşmiş olan yerli tekelci sermaye bu dönemde yayılmış ve yaygınlaşmış böylelikle de emperyalist üretim ilişkileri içsel bir olguya dönüşmüştür.  Zaten ‘’3. Bunalım döneminde’’  anti-emperyalizm dosdoğru anti-kapitalizm anlamına gelmektedir. Türkiye çarpık, az gelişmiş bir kapitalizmse de nihayetinden kapitalist bir ülkedir.  İşte bu tespit MDD aşamacılığını aşan demokratik dönüşümlerle, sosyalist devrimi içiçe geçiren ‘’ kesintisiz devrim’’ fikrinin ve devrimci eylemin cevherini açığa çıkarmıştır.

Burada Çayan’dan uzun bir alıntı bu keskin atılımın daha net anlaşılması açısından fayda olacaktır; “Emperyalizmin üçüncü bunalım döneminde (…), bizim gibi ülkelerde, toplumsal süreç feodal süreç değildir. Emperyalizm de, sadece dışsal bir olgu değildir. Emperyalist üretim ilişkilerinin ülkenin ta en ücra köşelerine kadar uzanması, emperyalizmi aynı zamanda içsel bir olgu haline getirmiştir. Zayıf-feodal mahalli otoritecikler yerini, bizzat emperyalizmin de içinde yer aldığı güçlü oligarşik devlet otoritesine bırakmıştır. Öyle ki, emperyalizm bu ülkelerde, CIA, FBI, vs. örgütleri ile, istediği zaman kendi çıkarları doğrultusunda oligarşinin çeşitli fraksiyonları arasında iktidar değişikliklerinden, oligarşinin halkımıza karşı yürüttüğü tenkil politikasına yön vermeye kadar her çeşit müdahaleler ve düzenlemelerde bulunabilmektedir. Bu bakımdan, bu nükleer vurucu güç çağında, emperyalist kontrol, bu ülkeler için sadece ekonomik değil, politik, ideolojik ve askeri niteliktedir. Mesela NATO Askeri örgütü içinde olan Türkiye’de, Amerikan emperyalizmi oligarşik dikta yönetimini yönlendirmeden, ülkedeki ekonomiye kadar tam bir hegemonya kurmuştur. (…
)Bu bakımdan ülkemizdeki yerli hakim sınıflarla, Amerikan emperyalizmini kalın çizgilerle ayırmak fiilen imkansızdır.”
(Gizli işgal esprisi)

Hülasa Çayan’ın tüm tartışmaları dönüp dolaşıp devrimciliğe gelmektedir. Onun ve on’ların devrimciliği, , çıplak gözle görülebilen bir şeydir. Onun ve On’ların gözü yıldızlardaydı, ‘’güneşi kuşatmaya’’ yürüdüler.  Tüm pasifist ve reformist yaklaşımlardan koparak, kendi öz gücüne yaslanarak,  “karşılaşılan bütün krizli durumlardan mümkün olan en ileri mevziyi tutarak çıkılması” için ilerlediler. Bu topraklarda Marksist olmanın tanımını yaptı(lar) Çayan için Marksist olanla olmayan arasındaki fark aslında devrimci olanla olmayan arasındaki farktan başka bir şey değildir. “Örgütü, örgüt yapan, onu kitlelere tanıtan, programlar veya yaldızlı laflar değil, devrimci eylemdir” .  Ve Mahir Çayan’a göre, devrimci eylemi gerçekleştiren özne kendisine Marksist diyorsa tereddüt yok; o, Marksisttir. O ve Onlar Marksistiler! Her devrimcinin olması gerektiği kadar ‘’maceracı/ serüvenciydiler’’ Lenin deyişiyle  ”Her Bolşevikte biraz Narodnik ruh bulunmalıdır’’ her devrimci de olması gerektiği kadar Narodnik’tiler! Her devrimcinin olması gerektiği kadar romantiktiler!  Çayan Şahsında ise devrimci bir örgüt lideri, silahlı mücadeleyi savunan ve ardılı kuşakları derinden etkilemiş politik bir çizginin kurucusu olmakla birlikte ölüm orucunda gözünü ‘’güneşi kuşatmaya’’ dikmiş bir şair,  Zindanlarda ‘’  Bu duvar duvarınız vız gelir biz vız’’ diyen zindanları delen bir eylemci ve oyunu kuran mahir bir futbolcuydu.

Ve bizim için bir işaret fişeği ateşlediler,  bir çoban ateşi yaktılar, bir gelenek, bir misal bıraktılar, bizim için bir yol buldurlar, bir yol açtılar. Cesareti ve onuru On’lar simgelediler. Biz ardıllarına On’lar gibi entelektüel bir cesaret ve coşkuyla ileri atılmak, gözüpek bir militanlıkla teroiyle pratiği kolkola geçirmek, her söylediği yapmak, yapmayacağını söylememek ,  On’lar gibi yaşamak, ‘on’lar gibi savaşmak düşüyor!

‘’Devrim için savaşmayana sosyalist denmez!’’