John Leshiba Moshoeu

Cansever

Ve Erasmus’a

Bu denize bakılabilecek her yerden baktım, dedi Musab.

Bunu sol omzunda çürümüş bir ağrıyla söyledi.

İnanmazsınız belki de konduramazsınız

  Ama bu deniz boydan boya Arap.

Bu denizin suhuletinde ud taksimi, kıblesinde kanun peşrevi

Hatta Allah ilk defa burada hayal edildi bir insan tarafından

Hatta Musa Nebi, İsa Mesih 

Hatta Resul- u Ekrem burada buldu rabbini!

Musab, o da öyle ne bulduysa burada buldu.

Burada söylendi daha önce hiç söylenmemiş sözler …

Yine burada vadedildi mut ile umut!

Ardı-sıra

Bin muharrik ve dalalet burada menedildi

Elbette buradan başladı sürgün

Tam olarak burada bu kusursuz bu mavi göğün altında

Beyaz ve gri bulutların gölgesinde

Velut, ebedi beyazın tayfından saçılan en sıcak mavilerin, en soğuk kırmızıların cömert Burhanının karşında acz ile meftun Musab, birkaç iyi on yıl yaşadı. Şansı varsa birkaç iyi yıl daha yaşayacak ve belki birkaç iyi yıl daha…

Burada bu portakal ve turunç ağaçların altında önceleri her şey ilk kez yaşandığı için güzeldi

Artık belki de son defa yaşanıyor olabileceği için güzel.

Burada yangını yangınla söndürdüler.

Kesildi konşimentolar, navlunlar, maktu alındılar

Ciro edildi bereket, rızık ve rahmet…

Burada verildi kırım emri, ölüm buyruğu burada uygulandı.

Söndü Musab’ın çılgın cevheri…

Sıfatlar, zarflarla boğuldu Musab ‘ın deli alevi bizzat Musab keyfiyetiyle 

Ama yine burada tüm mümkünlerin kıyısından taşındı akik, frenk üzümü, satsuma mandarin, şakayık, tülden zarif ipekler, türlü çeşit rayihadan baharatlar, zeytunu hadra ve afyon…

Burada tanıştı beriki yedi kat ötekiyle

Musab da burada tanıştı en muteber tanışlarla, en nadide kimselerle

Sarıldı, öpüldü, burada alındı avcu bir avuca

Burada daldı en müstesna dizlerde sükunete;

Böyle büyüdü Musab

Ve artık evvel zaman hülyasında bu aden deryanın 

Bir kıyısı Karanfil’de Tunalı’da Yüksel’de

Bir kıyısı Diyadin’de 

Bir sahili Maltepe’de

Nevit Kodallı’da

Şükür ki hala yükselen, durulan dalgaların kabaran köpüğünde

Ve hatırlayış bahçelerinde yaşıyor!

Her saniye parıldayışlarla

Minnet, şükran ve selametle!

 Gel-Gelelim,

 Musab’ın büyük hüsranının, derin yanılgılarının dinmek bilmez uğultusu

Geceleri bu denizin azametli uğultusuna karıştı.

O uğultuda işitti ve inandı: einne me’al’usri yüsra.

Evet! İnne me’al’usri yüsra

Şehadet olsun üzüme ve zeytine

Burada üst üste, rastgele yığılıp birikmiş taşların arasında buldu.

Musab, bu yaşamakta bulunabilecek ne varsa

Siz görseniz öylece geçerdiniz

Öyle ehemmiyetsiz, hususiyetiz, alelade

Taşlar içinde herhangi bir taş deyip geçerdiniz de

O taşların arasında buldu Musab,

Bezm-i hikmeti, firaz-ı manayı, hemraz-ı muazezi

Ve o taşların nezahetinden, nezaketinden, sahavetinden, muhabbetinden, şefkatinden, sohbetinden, yergisinden, övgüsünden, hiddetinden, kıymetinden ve nihayet kıyametinden

       Biraz da kendi nefs-i zilletinden, şüphesiz rezaletinden

Yontuldu Musab!

Burada, bu denizin bile ittiği

Biçimsiz, ahenksiz, münasebetsiz

Bir uğultulu nemrut baş olarak!

Heyhat

Artık ancak bir uğultudan ibarettir Musab, bu deniz yamacında

Bir sukut-u hayal, boşa harcanmış bir zaman!

Kambur duran bir ünlem! Yitirilmiş bir tereke!

Ve artık gaiptir diyebilirsiniz!

Bu hakkınız var!

Bunu diyebilirsiniz zira artık düşünüldüğünde bile yoktur Musab!

Çağrılamaz!

Hamdolsun ki dinmiştir

  Kasıklarındaki uğursuz kriz!

Tüm o hengameden

Kala kala duyulmasa da olacak

İniltiyi anımsatan beyhude bir sızlanma kaldı

Çoktan elden düşme birkaç ümitle değiş-tokuş edilmiş hatıradan geriye

Ne de olsa insan sürgündür bu dünyaya

Her sürgün affedilmeyi ya da unutulmayı umar ve önünde sonunda geri dönebilmeyi

Hiç kimse tarafından hiçbir kere çağırılmamış olsa bile

Lebbeyk ya bahr, lebbeyk ya leyl, lebbeyk ya sükût, lebbeyk ya mevt diyerek

Musab da dönecek

Sapsarı bir cumartesi sabahı, belki sabaha karşı saat dörtte

Ama bu deniz burada olacak!

Güneş hep şarkından doğacak, ufkundan batacak

Bir annenin ayakları suya değecek, Cim-bom formalı bir oğlan ilk kez yüzecek

Bir baba karpuz dilimleyecek, bir kız kolluklarını giyecek

Bir adam geçim sıkıntısı çekecek, yoldan bordo gül bir araba geçecek

Çok güzel bir kadın çok soğuk bir bira içecek

Firavun ölecek!

Harp bitecek!

Musab çoktan gitmiş olacak

Ne gam ne de esef

Bir Musab yine doğacak, denize açılan tünelden çıkıp gelecek

O merdivenin başında yine oturacak, Bir şiir düşünecek

Bunca dert edinmeyecek

Kendini bu kadar üzmeyecek

Hepinize hüsnü niyetle tebessüm edecek

Ve bu üst üste yığılmış taşların altında kendisi için gizlenmiş bir dal sigara bulacak

Bir de bir şarkı güzel mi güzel…

‘’Al-leylu ya Leyla yu’atebunee wa-Yaqoule lee sallem ‘ala Leyla

Al-Hubbu la tahlou nasa’emuhu ella etha ghanna’l hawa Leyla’’

                                                                             Mart 2026