Burası buluştuğumuz yer;

Buraya Venüs’ün geçitlerinden dönüyorum,

Bunu bir yolla biliyorsun.

Kızıl kıyamet içinde,

Retrograd kendine yeni isim ediniyor:

Mundar Dichtung.(1)

Ya da

“…”

Yangın ve işgale yaza evvela arşivler tutuşuyor,

Bu bir yol biliyorsun…

Yol ağzında,

Bahtım açılmış Süryani kapısından diagonal sarkıyor.

Kara gözlerim; görmez Yusuf,

Kuyularda kör beklemiş Julius boğazlıyor;

Bunları zaten biliyorsun.

Yusuf’un analardan doğmamış kız kardeşi,

Augustus kuyusundan merhamet dileniyor.

Bunu duymuyorsun!

Öyle oysa zan;

Yazgım bahtıma eşkenar,

Usul bilmez aklım, border linelarda hıfzı umumu horizontal kesiyor.

Rose Oh! (2) Anımsarsın;

Kara gözlerim Yusuf’a kardeş,

Kırklar kapısında yeşil zeytin kırıyor.

Sarı gök ve güneş altında;

Hüznüm çökmüş zeytin bahçelerine kırık mavi hırka işliyor

Mavi kapına komşu kırık umudum toprağıma kan doğruyor.

Kocamış ellerim çok eski Yunan’dan yeni hileler araklıyor.

Bayılır saki!

Kaltak ruhum mit, trajedi, komediyle berhava

Kırkına dayanmış Musa’yı çağırıyor… 

Neyse bilmiyor ragıbı Musa’nın Theodor pirden el almış;

Ki zaten sen bunu biliyorsun.

Leben im Falschen…(3)

Kara gözlerim kovulmuş Musa’ya refik,

Bir intikam zeytin toprağından mavi eşeliyor.

Emanet sıyırmış aklım ayaklarıma dert,

 Belimden su çekiliyor.

Cahil dilim ece bilmez susuz İsa sayıklıyor

Hey Judas! King with no crown

Either my black messiah eyes (4)

Bak! Yeşua gözlerim

Celile’de Zekeria bağırıyor…

Oysa malum Roma’da bir tiran oturur.

Holy bitch!

Benim Kartaca’m kumdan karılmış

Hayalim cihana teğet değiyor…

Sen bunu biliyorsun

Yükün omzuma ağır değil!

Hülyan çelikten dövülmüş mızrağın olmasa!

Bilmediğin iş değil;

Ben mührü Davud’a Kenan’dan haziran aşırdım,

Callud’un çanağı kan gözlerim sana kara,

Sensizliğin kuyusunda bir kırk gün daha bekledim;

Kuşluk ve kerahette gece ve gündüzde

Kanayan uykularda körelene değin,

Altın şafağın bekledim; muştu umarak

Sen, sensiz gün görmedin yükümden dahi omzumdan azadsın!

ʕâziz ʕalayya n-nôm ṭêfak ʕala bâli (5)

Biliyorsun bunu sen öğrettin!

Cundü sıska veletlerden devşirdim.

My weaknesses are my weapon:

Yeah

Guns blows at the door of our systems! (6)

Burası buluştuğumuz yer

Muhayyel matlûb burada metfundur.

Ben Mus’ab!

Buraya;

Venüs’ün geçitlerinden dönüyorum.

Omuzlarım düşük,

Üstüme sinmiş kükürt kokusuyla,

Retrograd’ın en yıkık bulvarında bekliyorum.

Tüm dünyayı kurtarmak için ya da öylece dikilip durmak için

İç görüsünü yitirmiş bir hortlak olarak

                                                   Utanılacak işler görüyorum…

Kadrimi geceleyin leşkeri kıyının izbesine gömdüm,

Kıymetim cüzdanıma sığıyor.

Fikrimi bir karış bulutlara ısmarladım;

Gözlerim bahtıma ahenk,

Eksenim akis

                       Vaktim uymaz saatine

Sensiz günüm seneyi devrine denk.

Retrograd’ımda uyanır aslanlar, cümle orman gümbürder, denizler kabarır, volkanlar fokurdar,

Bunları yekten biliyorsun,

Şerrim kendime malum;

Yılanım mahcup.

Burası beni bıraktığın yer,

Burası İsmail’i duyamadığın yer;

Ne farkeder?

Rabb byismaʕu: donné ce que tu ñ’as pas (7)

Burası bıçağına sarıldığın yer,

Burası tereddüttün,

Burası elinin titrediğin yer,

Burası tetiğe basamadığın yer,

Burası suç mahallim,

Burası Evîn…

Gel bir de buradan bak;

Haziransa bir yolla bulurum belamı,

Gözlerine düşen o gölge

Yine bir Haziran ayındansa

Kanımda, senin çehrenden bir yaz,

Sırtım mavide

Johnnie yürüyor.

Ben yürüyorum.

Seni seviyorum.

                          Varlıkta ve yoklukta

Aşkım ontolojik, celladım sembolik,

Bugün Ağustos’un yirmi sekizi,

Tut elimi elim taşa gidiyor!

Çek elini belinden!

                                 Gözlerim sana çocuk büyütüyor.

Sabahları sarı giyiyor, 

Denize gidiyor…

Yürüyor, ayağı takılıyor, düşüyor, gülüyor…

Gel bir sarayım belli ki Cim Bom tutuyor,

Neyse nikbin söyleyince şiir uzuyor;

Bugün yirmi sekizi otuz sekizi dönüyorum.

Venüs retrosunda bile dönemiyorum;

Oysa ben bunları bir defada söylüyorum:

Kalbim kızıl gözüm kara

Adım mustafa.

Hala…

Ya da

je vais te dire un grand secret le temps c’est toi (8)                                                     

                                                      Ağustos/LİWA

Musab, söyledi tüm bunları yalancı bir peygamber gibi inen vahiyi tekrarlarcasına mırıldanarak hepsini tek bir seferde söyledi.  Kurşuni bir deniz yamacında kan-revan günlerin, sarsılmış ayların ardından allahsız bir göğün altında tüm o yıllar boyunca teorik ve tarihsel açılardan haklılığından şüphe etmediği savların yüksek perdeden tekrarlanmasından ibaret olan iddialı düşüncelerin, sözcüklerin arkasında gizlenerek savurup durduğu mavallarından sonra nihayet gerçek bir şeyler söylemiş olmanın verdiği huşuyla kargacık burgacık bir kâğıda yazıp cebine koydu. İnsanın kendini açabilmesi çetin bir mesele oysa gizlenmeye ne çok alışmıştı Musab, her kelamının, her yazdığının; her satırının anlam yüklü, her cümlesinin ustalıkla söylenmiş, literatüre girecek incelikte örülmüş olması gerektiğine duyduğu afaki inançtan ötürü ağzını bile açamaz olmuştu. Ah kelimelere ve mucizelere inanan Musab! İnsan büyük şeyler söylemeye azmettiğinde hiçbir şey söyleyemez hale düşebiliyor. Oysa ne kadar kolaydı: dixi et salvavi animam meam (söyledim ve ruhumu kurtardım). Zatengüneşin altında her şey söylendi ama henüz herkes tarafından değil. İşte bu kadar hepi-topu eni-konu bu kadar! Cebinden kâğıdı çıkarıp bir satır daha ekledi: “sevdiğim birinden bir telefon bekliyorum.’’

1-Mundartdichtung: Almanca’da   belirli bir bölgenin belirli lehçesinin kullanması ile karakterize edilen bir şiir türüdür.

2: Rose, oh reiner Widerspruch, Lust, Niemandes Schlaf zu sein unter soviel Lidern. (Maria Rilke) “gül, ey saf çelişki, nice gözkapağının altında hiç kimsenin uykusu olmamanın sevinci.” (Alm.)

3- Es gibt kein richtiges Leben im falschen (Adorno) Yanlış hayat doğru yaşanmaz (Alm.)

4- Ey hain: taçsız kral ya da benim siyah mesih gözlerim. (İng.)

5- Uyuyamıyorum senin yüzün aklıma geldikçe. (Arp.)

6– zayıflıklarım silahımdır.  Sistemlerimizin kapısında silahlar patlıyor. (İng.)

7- Allah duyar (Arp):Sende olmayanı vermelisin. (Fr.)

8– Sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin. (Aragon) (Fr.)