Bu gün nihayet Türkiye’de de 1 Mayıs bayramı resmi tatil ve 1 Mayıs’ı Taksim alanında kutlamak serbest ancak dünyanın hiçbir yerinde ve tarihin hiçbir döneminde halkların, işçi sınıfının elde edilmiş olduğu hiçbir hak onlara bahşedilmediği, sunulmadığı gibi 1 Mayıs bayramı da 1 Mayıs bayramının Taksim’de kutlanabilmesi de Anadolu halklarına, işçi sınıfına bahşedilmedi. Bu hakların kazanılması için dövüşülmesi, bedeller ödenmesi gerekti…
Oysa başvekil zat-ı şahaneleri her zamanki o buyurgan edalarıyla yine en yüksek perdeden kurbağa misali şişinerek buyuruyorlar. ‘’Birileri 1 Mayıs’ı kopara kopara aldık diyor. Kimsenin bu iktidardan kopara kopara aldığı bir şey yok.’’ Ve peşi sıra ülkenin ancak biber gazları, Tomalar, katliamlarla idare edilebildiğini göremeyen görmek istemeyen, Roboski’yi, Amed 2012 Newroz’unu görmemek için 12 Eylül’cüleri yargılıyoruz müsamerelerine dalan mıymıntı liberaller bandosu üflemeye başlıyor. Sahtekâr eski solcu korosu onlarla beraber ırlıyor: ‘’Demokrasi standartlarımız yükseliyor.’’ ‘’ Ülkemiz normalleşiyor.’’ ‘’ Vesayeti yıkılıyor. Halkın iradesi galebe çalıyor.’’ Ve elbette her şarkılarının olmazsan olmaz nakaratı ‘’Stalinizm’’ , Jakobenizm’’, ‘’Ortodoks sol’’, ‘’şiddet fetişizmi’’ nameleriyle bıkkınlık veren iktidar serenatları böyle sürüp gidiyor.
(Not: Kelli felli über-birikimli sosyalizm teorisyenlerinin, Beyoğlu Troçkistlerinin Yıldıray Oğur Nagehan Alçı, Rasim Ozan herzevekillerinden iki çift fazla lakırdı yumurtlayamıyor olmasının aşırı acıklı hikayesi başka bir makalenin konusu olsa da değinmeden geçmek olmazdı.)
Ve yine de oysa 1 Mayıs’ın bayram olarak kabul edildiği ve Taksim meydan’ının bayram kutlamalarına açıldığı 2010 yılından bir yıl evvel Hrant Dink cinayetinde göstermiş oldukları canhıraş gayretlerden ötürü olsa gerek her ikisi de terfi ettirilmiş olan güler vali, cerrah çavuş ikilisinin İstanbul’da sıkıyönetim ilan ettiği öte yandan halkına kapattığı meydanlarda muzaffer komutan edalarıyla kostaklanan pos bıyıklı polis çavuşunun başka illerden takviye ederek kurduğu barikatları sokak sokak yokuş yokuş aşarak giren işçiler, memurlar, öğrenciler ve devrimciler 1 Mayıs Bayramını da Taksim’i de söke söke aldılar…
Ama yine de Taksim’in ve 1 Mayıs bayramının nasıl kazanıldığını anlayabilmek için film makarasını bir kez daha geriye doğru sarmak gerekiyor.
CİA uzun namlulularının İntercontinantal Otelinin tepesinden, Taksim meydanına çıkmış olan 500 bin emekçinin üzerine yaylım ateşi açmasından 12 yıl sonra. Devletin burjuvazisini 3. kez alaşağı edilmekten kurtarmasından postalların, tank paletlerinin, halkların, işçi sınıfının ve dahi memleket ahlakının üzerinden silindir misali geçmesinden 9 yıl sonra. Sovyetler Birliğinin çözülüşünden, Berlin Duvarının yıkılmasından ve bunların bünyesinde yarattığı ayarsız-tarifsiz coşkuyla Fukuyama’nın İsrafil meleğe öykünüp tarihin sonunu üflemesinden aylar önce 1 Mayıs 1989’da tüm o mağlubiyet atmosferine, umutsuzluğa, yılgınlığa rağmen sübjektif koşulların muhalefetine rağmen ne sendikaların ne devrimcilerin ne 1 Mayıs’tan ne de Taksim’den vazgeçmesi sözkonu dahi değildi.
Evet, Kazancı yokuşunda polis panzerleriyle ezilen 36 canın yitirilmesinden 12 sonra devrimciler İstanbul’un bir başka yokuşunda Taksim’e ne pahasına olursa olsun çıkmak için toplanmışlardı… Ve polisler de amirlerinin patronları öyle buyurduğu için ne pahasına olursa olsun işçileri ve devrimcileri Taksim’e çıkarmamak için Şişhane yokuşunun başında yine toplanmışlardı.
Devrimciler biliyordu ki barikatlar yolları kapatırdı ama perspektifleri açardı ve Taksim’e doğru Şişhane yokuşunu ağır ağır tırmanmaya başladılar. Burjuvazinin baskı aygıtı devletin kolluk kuvvetleri de an kaybetmeden gereğini yerine getirdiler. Devrimcilere ve işçilere müdahele ettiler. Elbet tamamen orantılı bir biçimde…
Ve aralarından biri bekçilerin en Murtaza’sı işgüzarların en vazifeşinası trafik polisi Mehmet Kazım Çakmakçı devrimcilerin kortejine doğru doğrultu silahını ve ateşledi…
Bu yolda düşenlerin ne birincisi ne sonuncusu, kortejin en genci 18 yaşında daha Mehmet Akif Dalcı yığılıp kaldı olduğu yere polis olan Mehmet’in kurşunu yiğit olan Mehmet’in alnın ortasına isabet etmişti.. Ve olacak olan olmuştu yine zumlun emrine memur kılınmış Mehmet alçalmayı, insanlıktan çıkmayı yiğit olan Mehmet kavgayı öğretmişti…
Mehmet’in düştüğü yerde saatlerce direndi devrimciler Taksim’e giden meşaketli yolun ilk barikatını: Şişhane barikatını oraya kurdular. O günden sonra ne sendikacılar ne devrimciler, ne işçiler, ne öğrenciler vazgeçmediler ne 1 Mayıs’tan ne de Taksim’den… 1989’dan 2009’a kadar her yıl sokak-sokak barikat-barikat direnerek sis bombalarının, gazların, tazyikli suların, panzerlerin, plastik vegerçek mermilerin üzerine yürüye yürüye aldılar 1 Mayıs’ı da Taksim’i de…
İşte böyle kazanıldı 1 Mayıs ve 1 Mayıs alanı.
Ve bugün yine CİA namlularına, polis panzerlerine 36 canımızı verdiğimiz alana, Mehmet’in düştüğü alana (dedi ki ya Mehmet kavgayı öğretiyor: ‘’zafer yenildiğin yerden kazanılır.’’) Mehmet’in düştüğü yerden aldığımız bayrağımız götürüyoruz. Zapt ettiğimiz alanlara sesimizi götürüyoruz. Bugün daha bir gür daha bir coşkulu götürüyoruz. Çünkü bugün: ‘îro çerxa şoreşê, fireh digerîne / li qadên cîhanê, deng dilezîne *’ .
Evet sesimiz götürüyoruz Tahrir’in, De La Sol’un, Stigmata’nın, ve Amed’in yükselen avazına bir yankı vermek için…
Neo-liberalizm’in taarruzlarına, tek tipleştirilmeye, müşterileştirmeye, doğanın talanına, suların satılmasına, emperyalizme, onun yükselttiği savaşına onunla beraber yükselen iç savaşa, tutuklama terörüne, halkların tutsaklığına, kadın cinayetlerine, işçi cinayetlerine bir karşılık vermeye gidiyoruz….
Yükselen suların imkanına bir karşılık vermeye gidiyoruz…
Bu gün protokol önlerinde takla attırılan, patronların-zenginlerin önünde göbek atması istenen halkımızın onurunu da götüreceğiz oraya Spartacus’ün, Thomas Münzer’in, Şeyh Bedrettin’in,Ernesto Guevara’nın, Mahir’in, Deniz’in, Mazlum’un sesini de götüreceğiz ve elbette Uğur’un, Ceylan’ın, Erdal’ın, Serkan’ın, Festus’un sesini de götürecegiz ve Mehmet’in Türküsünü de…
…
güneş alnımızı yakıyor
beşbin kardeş yürüyor güneşe
mehmet kavgayı öğretiyor
…
kuşandık genç öfkeni
taşların kucaklarımızda
bizlere öğrettiğin kavga kavgamız
büyüyor omuzlarımızda
…
zapt ettiğimiz alanlara
sesini taşıyacağız
kanımızla yazıyoruz tarihi
haklıyız kazanacağız
* bugün devrimin çarkları geniş dönüyor / Dünya meydanlarından sesler yankılanıyor.
Nisan 2012 / ANTAKYA