Geçen hafta içerisinde evvela Duvar Gazetesinde Fehmi Taştekin’in Beyaz Miğferliler denilen propaganda aygıtının Suriye’den tahliyesinin konu edinen makalesi yayınlandı. Bu yazıyı takiben de parti isimleriyle Devrimci Sosyalist sıfatını gasp eden, Marksist.org isimli internet sayfalarıyla da Marksist sıfatını gasp etmiş olan liberal grubun sözünü ettiğimiz internet sayfasında Taştekin’in makalesini eleştiren, bunu yaparken de liberal dangalalaklığın şahikalarında gezinen bir makale yayınlandı. Bu iki metni takiben ise yine Duvar Gazetesinde Marksist.org’taki yazıya cevaben Musa Özuğurlu imzalı bir başka polemik yazısı yayınlandı. Daha sonra Marksist.org’da nihayet birilleri tarafından ciddiye alınmış olmanın sevinciyle olsa gerek Özuğurlu’nun polemiğine karşılık veren bir başka metin yayınladı.
Bu metnin kaleme alınışı saiki süregiden polemiğe katılmak değilse de kendini ne hikmetse Devrimci Sosyalist ismini vermiş liberal soytarıları –bunca zaman sonra en azından bu kadarını hakediyorlar.- bir kenara bırakarak, Özuğurlu’nun makalesindeki kimi tutumlarına ilişkin birkaç küçük not düşmek isterim. Artık herkesce malum olduğu üzere solcu olmayanların solcuların nasıl solculuk etmesi gerektiğine ilişkin mahkamları, Sosyalist olmayanların sosyalistlere nasıl devrimcilik yapılacağına dair akıl verme hevesleri memleketin en yaygın ve her daim revacta sporudur. Sporun pek sevilmediği ülkemizde bu spor çok bir emek gerektirmediğinden, bir maliyeti olmadığından olsa gerek çok sevilmektedir. Belli ki Özuğurlu da bu spora heves etmiş görünüyor. Bu spora gönül vermişken kendisine naçizane tavisyem hiç değilse birkaç Marksist temel metni okumasıdır. Benim haddimi aşan tavsiyeme kulak vermeyeceğini göz önüne alarak kendisine bir üniversite’ye kaydolmuş olmamın en iyi yanı olan sayın hocam Ünsal Oskay’ın 20 yaşına gelip de Marx okumamışlara ilişkin veciz sözünü googlayarak bulmasını öneririm. Eminim ki fikri değişecektir. Konumuza dönecek olursak Suriye kundağının en hareretli yıllarında TRT Türk’ün Suriye temsilciliğini yürüten Özuğurlu’nun belli ki üniversite yıllarında devrimci ahbabları tarafından kulağına çalınmış, kendisinin de o yıllardan kulagında kalmış tam olarak hatırlayamadığı, yarım yamalak bilgilerle bu sporu başlangıç seviyesinde bile yapabilmesi zor görünüyor. Haddimi bir kez daha aşarak kendisine son bir tavsiyede bulunmak isterim. O da, Eğer mümkünse heves ettiği bu sporu bu seviyede bırakmasıdır. Zira sayın Sırrı Süreyya Önder’in muzip ifadesiyle söyleyecek olursak: ‘’ La bu solcular size ne etti gardaşım! Her ağzını açan beraber ve solo olarak sola küfrediyor.’’
Nihayet asıl meselesimize gelecek olursak herkese şunu hatırlatmak isterim ki Suriye’de üzerinde ‘’entellektüel’’ lafazanlıklar yapılabilecek, gayri ciddi ahkamlar kesilebilecek, kahvede izlenen bir maç esnasında edilen lakırdılar düzeyinde polemikler yürütülebilecek, bir şekilde üstünden ‘’ekmek yenilebilecek’’ bir oyun oynanmamaktadır. Bu son iddiamızın bir miktar üzerinde durmak gerekir. Burda sözkonusu polemikte çokça atıf yapılan ‘’iliştirilmiş’’ mefhumu önemlidir. Bu bize Kapitalist Emperyalizm çağında insan kirlenmesinin boyutlarına ilişkin bir fikir de verecektir. Suriye kundağıyla beraber yerden biter gibi bu acımasız savaşı bir medya olayı belki de işi olarak ele alan, bu kundağın neden olduğu büyük insani krizi fırsata çevirmeye çalışan kıymeti kendinden menkul ortadoğu, hususiyetle Suriye uzmanları türedi. Bu çogu tekinsiz, nerden geldikleri nereye gittikleri belirsiz, çizgisiz, belkemiksiz küçük esnafların her biri savaşan tarafların birinin değnekçiliğini, hatta amigoluğunu yaptılar. Bu büyük yangına o ifrit saçan gagalarıyla kendi çaplarında çalı çırpı taşıdılar. Herbiri açık ki ‘’iliştirilmiş’’ twitter ve Facebook ünlüleri, bu mecralardaf arklı taraflar için Beyaz Baretlilierin yürüttüğü faaliyete benzer faaliyetler yürüttüler. Halk kitlelerini etnik aidiyetlerine, mezhepsel itikatlarına göre kamplaştırmaya, manipüle etmeye, tahrik etmeye çalıştılar ve belli ölçülerde başarılı oldular. Suriye kundağını, haber siteleri, sosyal medya hesapları vasıtasıyla Suriye sınırları dışına taşıyarak, bu savaşın tüm melanetlerini, halklar, inançlar arasında yarattığı düşmanlığı planlı, sürekli bir propaganda ile örgütlediler. Kendi adıma sınırlı tarih bilgime dayanarak söyleyebilirim ki su kundak sona erip toz duman dindiğinde öyle kolayca ortalıktan sıvışamayacaklar. Haber sitelerini finanse eden, belki internet paketlerini, telefon faturalarını dahi ödeyen, kendilerine şurda burda işe alarak maaşa bağlayan ‘’devletlü’’, ‘’istihbari’’ , ‘’derin’’ ve ‘’ağır’’ abileri de kendilerine yardım edemeyecek. Halklarımıza karşı yaptıkları düşmanıkların yürütükleri çirkef faaliyetlerin hesabını mutlaka verecekler. Sayın Selahattin Demirtaş’ın hatırlattığı üzere ‘’krala yaslanmayın düşersiniz.’’ Tarih uşaklık ettiği devletler tarafından, bir dönemim kudretli abilerince kullanıldaktan sonra bir kenara atılan soysuzların ibretlik sonlarıyla doludur.
Bu faslı da kapattıktan sonra her şeye rağmen DSİP nam ekipe ilişkin de bir şeyler söylemek gerekir. Her ne kadar sol, sosyalist, devrimci hareketlerin güçten düştüğü, prestij kaybettiği bu dönemde ucuzlamış, basitleşmiş olsa da marksistlik, devrimcilik, sosyalistlik ve Devrimci Sosyalistlik ciddi iddialardır. Devrimci Sosyalistler, marksistler her konuyu ciddiyetle ele alır. Tarihte öznenin rolünün farkında olarak özne olma iddiasının ciddiyetiyle davranır, yazar, çizer ve eylerler. Musa Özuğurlu’nun ‘’Somut olanı’’ olarak yarım yamalak hatırlamaya çalıştığı mefhumu tamamlayacak olursak ‘’somut durumun somut tahlilini yaparlar’’. Devrimciler bu tahlilleri, masa başında, keyfekeder, olup biteni kendi teorilerine uydurabilmek için eğip, bükerek, politikalarına ve savlarına dayanak ve delil bulabilmek için bozarak yahut sulandırarak yapmazlar. Tüm yalınlığı ve gerçekliğiyle ele alarak, Kendi koşulları,başka şeyerle ilişkilileri, tarihsel gelişim seyri içerisinde değerlendirirler ve elde ettikleri sonuçları tarihin trafik polisliğini yapmak ya da devrimci lafazanlık için kullanmazlar bunları, güçleri nispetinde devrimci politikalara ve devrimci eylemlere dönüştürürler. Hem DSİP hem de Özuğurlu’ya yardımcı olabilmesi umuduyla yeni başlayanlar seviyesinde ifade etmek gerekirse; Devrimciler bulundukları ortamda somut koşulların somut tahlillerinden yola çıkarak mevcut ortamdaki sorunları tespit ederler ve faaliyetleriyle bulundukları ortamı değiştirirler. Devrimcilerin pratik faaliyetleri edilgen değil etkendir, içinde bulundukları ortamın geri yönlerini sahiplenen değil dönüştüren konumundadır. Devrimciler belirli bir plan ve program çerçevesinde hareket ederler. Öznesi olduğu yapının önüne koyduğu siyasal hedeflerin gerçekleştirilmesi için çaba sarf ederler. Siyasal hedeflerle teorik çalışma ve pratik faaliyetler uyumlu olmak zorundadır. Dünyanın her yerinde tarihin her anında devrimciler diğer devrimcileri, şaşalı söylemlerinden, gösterişli programlarından değil eylemlerinden tanırlar. Bilirler ki eylem en güçlü, keskin ayrıştırıcıdır.Hulasa bu noktada önderimiz Mahir Çayan basvurmak yerinde olacaktır. ‘’Biz Marksizmi entellektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için okuyup öğrenmiyoruz. Biz dünyayı değiştirmek için, dünyanın Türkiye’sinde devrim yapmak için Marksizmi öğreniyoruz.’’
Esasen DSİP’in olmayan eylemine varana dek gidilmesi gereken uzunca bir yol var. Bir kez daha yeni başlayanlar seviyesinde ifade etmek gerekirse Devrimci eylem ancak bütünlüklü bir devrimci teoriyle bakış açısıyla mümkündür. Tüm bunların ışığında bunca yılın sonunda , artık Suriye kundağının nihayetine varmak üzere olduğumuz şu günlerde, her şeyin herkesce ayan beyan olduğu ve kimsenin durumları gizlemeğe gereği bile duymadığı şu günlerde Emperyalizmin taşeronluğunda gerçekleşen El-Kaide, İhvan kalkışmasına/Kundağına devrim diye bilmek, halen El-Kaide, İhvan çetelerinin borazanlığını yapmak için liberallikten de öte bir dangalaklık, aymazlık ya da cehalet seviyesinde olmak gerekir.
Hülasa Suriye’de ne bir sosyal ne bir politik devrim kalkışması yaşanmamıştır. Suriye’de Emperyalizmin desteğiyle, Katar ve Suudi Amerika’nın finanse ettiği, Türkiye’nin lojistik destek sağladığı, sahada ise El Kaide ve İhvan çetelerinin vekil tayin edildiği vahşi , gerici bir kundak gerçekleşti. Halklarımız büyük kıyımlardan, katliamlardan geçirildi. El Nusra, Ahrar Şam, Cund el Şam,İslami Cephe ve daha başka onlarca haraççı ve yağmacı çete Suriye’deki yıkımı artırmanın, ülke dinamiklerini zayıflatmanın ve sinir uçlarına saldırılar düzenleminin, kundakladıkları kimyasal silah saldırıyla Suriye’ye yapılacak bir dış müdahalenin yolunu açmanın koçbaşlığı görevini üstlendiler. Beyaz Migferliler denen istihbarat operasyonu da tüm bu çabalara uyumlu bir 5. Kol faaliyeti,kara propaganda faaliyeti yürüttüler. El nihayet Suriye’de devrimcilerin, sosyalistlerin alması gereken tutum ve tavır hakkında konuşmak abesle iştiğaldir. Bu kapanmış bir gündemdir. Suriye’de Devrimciler kan ve can pahasına binbir eza ve cefa neticesinde bir model yaratmış ve yaşatmışlardır. Bu gün Bu modelin tüm Suriye’ye şumul olabilemesini sağlayacak siyasal yöntemlerin zemini aranmakta, müzakereleri yürütülmektedir.