90’ların hemen başlarında Sosyalist deneyimin yenilgisiyle beraber o güne dek ortak düşman sosyalizme karşı birleşmiş olan kapitalist-emperyalist bloğun arasındaki çelişkiler, rekabet gün yüzüne çıkmaya başladı. Sosyalist ülkelerdeki çözülmeyle birlikte bu ülkelerin sömürgeleştirilmesi, Sovyet etki alanındaki coğrafyaların paylaşımı sorunu ortaya çıktı. O güne kadar Sosyalizm tehdidine karşı ABD öncülüğünde birleşmiş blokta ayrışmalar görülmeye başladı. İlk elden Balkan ülkelerini paylaşımı gündeme geldi. Bir yandan ABD, Yugoslavya kampanyası ile bu coğrafyada hâkimiyetini tahkim etmeye çalışırken öte yandan ise Almanya önderliğindeki AB bloğu bu ülkeleri alelacele Birliğe alarak sömürgeler kapmaya çalıştı. Yugoslavya’nın parçalanmasıyla keskinleşen Balkan paylaşımıyla beraber Baba Bush’un Irak Kampanyası ile birlikte Ortadoğu’nun paylaşımı sorununu Orta Asya’nın, Kafkasların ve Kuzey Afrika’nın paylaşımı meseleleri takip etti. Her ne kadar saflar net bir biçimde henüz ortaya çıkmamışsa da henüz paylaşım savaşı emperyalist ülkeler arası bir konvansiyonel harb biçimini almamış olsa da Bunun adı 3.Emperyalist Paylaşım Savaşıdır ve Sosyalist deneyimin yenilgisiyle başlamıştır.

Bu tespiti açık bir biçimde böyle yapmadıkça bölgelere ve tek tek bölge ülkelerindeki gelişmelere ilişkin yapacağımız her özel değerlendirme eksiklikli, hatalı olacaktır. Ergenekon davasıyla ifadesini bulan ABD-AB ortaklaşa sömürgesi TC’deki tasfiye sürecini kavrayabilmek güçleşecek. ‘’Yetmez ama evet’’ gibi siyasal iflaslara/garabetlere savrulmak, kâhyaların birinin yanında saf tutmak kaçınılmaz olacaktır. Bu gün adına 17 Aralık denen sürecin Ortadoğu’nun yeniden paylaşımı kavgasının basit bir parçası olduğunu kavrayabilmek zorlaşacaktır. Yaşanan süreçleri Yeni Şafak, Star kalemşorları kadar bile anlayamamak; ‘“Ukrayna’da direniş kazandı’’, ‘’Venezüella halkı ayakta’’ ‘’Suriye’de devrim’’ gibi naif başlıklara imza atmak; Bosna’da olup bitenle Ukrayna’da olanları, Suriye’de olup bitenle Tahrir’de olanı birbirine karıştırmak; Venezüella’daki düpedüz karşı-devrime halk isyanı, Suriye’deki düpedüz Emperyalist kundağa devrim diyebilmek söz konusu olacaktır.

Peki, öyleyse Ukrayna’da ne oluyor? En sonda söyleceğimizi en başta söyleyelim. Özü itibariyle Ukrayna’da sosyalist deneyimin yenilgisinden sonra Almanya(AB)-ABD(NATO)-Rusya arasında kızışan yetki ve etki yani paylaşım kavgasının yeni bir görüngesi yaşanıyor. Rusya, kendi beslemesi oligarklar marifetiyle tarihsel bakiyesini, Sivastopol donanama üssünü yani Ukrayna topraklarının ve kaynaklarının ve siyasetinin üzerindeki hegemonyasını savunmaya çalışıyor. ABD Ukrayna’yı NATO’ya katarak Rus etki alınanda bir gedik açmayı, AB ise ağırlıklı olarak ülkenin batı kesiminde güçlü kendi beslemesi sermayedarlar ve onlara bol keseden dağıttığı kredi ve hibeler marifetiyle Ukrayna’yı ekonomik sömürgesi haline getirmeye çalışıyor. 2004 yılından başlamak üzere Sırbistan’dan Gürcistan’a kadar uzanan Ukrayna’da adına ‘Turuncu Devrim’’ denilen Soros destekli renkli devrimler ve 2008 yılında Gürcistan’ın NATO’ya katılma görüşmelerini yoğunlaştırdığı bir esnasında ABD’nin teşvikiyle Güney Osetya’yı işgale kalkışmasına cevaben Rusya ordusunun Abhazya’ya girmesiyle keskinleşen bu paylaşım kavgası. Bu Günlerde Rusya destekli ve Rusya ile güçlü iktisadi ilişkileri bulunan oligarkların temsilcisi Cumhurbaşkanı Yanukoviç’in AB’yle uyum sürecini başlangıç adımı olarak görülen bir ticari anlaşmayı reddetmesiyle başlayan sokak eylemlerinin hızla bir iç savaşa evrilmesiyle yeni bir aşamaya geldi.

Büyük anlatıda bunlar olurken peki küçük anlatılarda, sahada neler oluyor? 2004 yılındaki ihtilaflı Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte gerilmeye başlayan Ukrayna siyaseti ve toplumu Yanukoviç’in AB ile yapılması planlanan ‘Doğu Ortaklık Anlaşması’na AB tarafının, Rusya ile yapılan doğalgaz antlaşmasında devleti zarar uğratmak suçlamasıyla tutuklu bulunan sabık başbakan Timoşenko’nun serbest bırakılması şartını eklemesi üzerine anlaşmayı imzalamaktan vazgeçip Rusya’nın 15 milyar Dolarlık devlet tahvili satın almasına izin vermesiyle başlayan sokak çatışmalarının sonucunda ABD Dışişleri Bakanı Kerry’den, Ukrayna Komünist Partisine kadar pek çoklarının dillendirdiği gibi kitlenmenin hatta dağılmanın eşiğine geldi.

Takribi olarak üç ay kadardır AB yanlısı liberaller öncülüğünde vasat bir yoğunlukta süren protesto gösterileri söz konusu antlaşmanın imzalanmaması üzerine Neo-Nazi sürülerinin de protestolara katılmasıyla bir anda alevleni verdi. Swoboda, Sotni, Sağ Sektör gibi sağcı/faşist partilerin güçlü olduğu Lviv kentinden bindirilmiş kıtalar(tahmini10-15bin kişi) başlangıçta ellerinde ortaçağ hatta kendilerinin meşreplerine daha da yaraşır bir biçimde yontma taş devrinden kalma balta, tokmak vs gibi aletlerle Kiev’in ‘Maidan’ına taşındılar. Eski bir Boks şampiyonunun önderliğindeki ve kendilerine 2.Emperyalist Paylaşım savaşında Nazi’lerin safında Sovyetlere karşı savaşmış bir ‘’milli’’ kahramanı(!) sembol seçmiş olan bu güruhlar ‘’Yaşasın Katolik Ukrayna’’ sloganlarıyla ilk elden Lenin ve Kızıl Ordu Anıtlarına saldırarak,  insanlara zorla Haç öptürerek Rus çarının KARA-100’leriyle, Suriye’deki Çihatçı sürüleriyle kan kardeş olduklarını dertlerinin özgürlük, refah vs gibi taleplerden ziyade gerici bir vekâlet isyanının taşıyıcılığı olduğunu ortaya koydular. Bu güruhun Maidan’a girmesiyle beraber alanda ÖSO bayraklarının dalgalanmaya başlaması tevekkele olmasa gerek.

Maidan’a girer girmez protestoları radikal bir yöne doğru evriren polisle şiddetli çatışmalara giren alanı zapteden, Kiev’deki devlet binalarının büyük bir bölümünü işgal eden bu güruhlar Suriye’deki emperyalist kundağın ilk günlerindeki gelişmelere çok benzer bir biçimde ki bu her iki kargaşa da evvela devlet idaresiyle farklı inanç ve etnik yapıdaki bölgelerde protestolar olarak başladı.  Olağan dışını bir süratle silahlı çatışmalara dönüştü. Her iki kargaşadaki taşıyıcı unsurlar da benzer bir biçimde emperyalist odaklarca cesaretlendirildi, ‘’özgürlük savaşçıları’’ olarak takdis edildi. Mali ve lojistik olarak desteklendi ve kargaşaları süratle başlangıç saik ve taleplerinden kopararak etnik/mezhepsel bir zemine çektiler.

İşte bu Nazi artıklarının radikal aksiyonlarıyla zaten tıkanmış ve kokuşmuş olan Ukrayna siyaseti iflas edip, kilitlendi. Sorosçu sabık Başbakan Timoşenko hapisten çıkarıldı. Başbakan Azarov istifa etti. Eğitim, Sağlık ve Dışişleri bakanlarını görevden aldı. Cumhurbaşkanı Yanukoviç hakkında parlamento yakalama kararı çıkardı. Bunun üzerine Yanukoviç ülkeden kaçtı. Parlemento başkanı Aleksandr Turçinov vekâleten Cumhurbaşkanlığın getirildi. Kolay geldiği zannedilen zaferin sevinciyle ABD Dışişleri Bakanı J.Kerry yeni Cumhurbaşkanını ilk kutlayan ve tanıyan kişi oldu.  Almanya Dışişleri Bakanı bol sıfırlı bir IMF kredisinin yeni Ukrayna yönetiminin emrine amade olduğunu bildirdi. Ancak Batının kolay zafer sarhoşluğu tıpkı Suriye’de besleyip, cesaretlendirdikleri çeteler de olduğu gibi sahada hâkimiyet kurup iştahlanan Nazi artığı sürünün kontrollerinden çıkması ve kendi siyasal programlarını uygulamaya başlaması,100’lerce kişinin ölümüne neden olan çatışmalara devam etmeleri, tüm müzakere önerilerini reddetmeleriyle ve Putin’in Rus Ordusunun Batı ve Kuzey güçlerine savaş konumuna geçmeleri emrini vermesi ve takiben Rusya Ordusunun Kırım’a girmesiyle son buldu.

Bu gün Ukrayna, Çürümüş kapitalist-emperyalizmin bir başka komplosuyu, teşvikiyle, her biri birbirinden açgözlü, kokuşmuş her biri başka bir gücün kâhyası basiretsiz siyasetçilerin, 91’den beri ‘’demokratik’’ bir Ukrayna için ABD tarafından harcanmış 5 Milyar Dolarla beslenmiş Irkçı/faşist sürülerin elleriyle, gerici bir iç savaşın, dağılmanın, geleceksizliğin eşiğine sürüklendi.

Ukrayna’nın hülasası Suriye’nin özetidir. Suriye’deki kundak da tıpkı Ukrayna’daki gibi Beşşar’a adına ‘’reform’’lar denen yasal düzenlemelerin dayatılmasıyla başlamış bu gün ki dağılmışlığa, geleceksizliğe kadar varmıştı. Ukrayna’nın hülasası bölgemizin özetidir. Ukrayna’nın hülasası bir asalak gibi insanlığın kanını emen, fazladan ömür süren Emperyalizmin ne olduğuna dair açık bir derstir.

3.Emperyalist paylaşım savaşı bölgemizde katliamlar, krizler, gerici iç savaşlar üzerinden derinleşiyor. Bölgemizi ve insanlığı geleceksizliğe sürüklüyor. Bu cendereden çıkmanın yegâne yolu halkların anti-emperyalist cephesidir. Halkların emperyalizme karşı ortak mücadelesidir. Halkların anti-emperyalist kardeşliğinden başka bir çıkış yolu yoktur. Çürümüş kapitalizm tarihin çöp sepetine gönderilmeden bu yazgıdan kurtulmanın imkânı yoktur. Bölgemiz ve dünya halklarını kurtuluşunu müjdeleyecek olan kızıl şafaklar Anadolu’dan yaklaşmaktadır. Anadolu ve Mezopotamya topraklarında mayalan devrim bölgemizi ve dünyayı saracaktır.  Bu gün anti-emperyalist mücadeleyi yükseltmenin günüdür. Bugün sosyalizm bayrağını yükseltmenin günüdür.

EMPERYAZLİM YENİLECEK DİRENEN HALKLAR KAZANACAK!

DEVRİM İ,ÇİN İLERİ YA SOSYALİZM YA ÖLÜM!

ŞUBAT 2014 / ANTAKYA

Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç Dergisi’nin Mart 2014 tarihli 153. sayısında yayımlanmıştır.

http://direnisteyiz.net/haber/3-emperyalist-paylasim-savasi-derinlesirken-ukraynada-ne-oluyor-mustafa-kemal-ersoz-kaldirac/