”Sonunda öyle bir espri yapacağız ki zulüm gülmekten geberecek”
Hayata inanmak gerekiyor. O, en umulmadık zamanlarda yeni imkânlar bahşetmekte, en çıkışsız zamanlarda yeni başlangıçlar; en umutsuz zamanlarda paha biçilmez armağanlar sunmakta her zaman fazlasıyla cömert. Hayatı katlanılır kılan şey hayatın kendisi. O bilebileceğimiz en mahir kurgucu, en incelikli şair, en zanaatlı hikaye anlatıcı, dengbej, finnen, en haylaz nüktedan, elbette bilebileceğimiz en büyük ironi ustası ve en ustalıklı hicivci. Ondan umudu kesmemeli, Hayat her an binlerce batın binlerce zahir ironiyle, çelişkiyle beraber gelişiyor. Onun keskin ironi ve hiciv ayeti her an ufacık bir dokunuşla en korunaklı, en ihtişamlı kibir kalelerini yerle yeksan etmeye, en ince ayrıntısıyla hesaplanmış planları alt-üst etmeye, en azametli muktedirleri kepaze etmeye kabil. Tarih hep böyle işledi. Hayat, tarihin en bedbaht anlarında dahi her zaman ‘kral çıplak’ diye haykıracak bir velet buldu.
İşte 20. FİFA Dünya Kupası tam da hayatın bu hasletlerine yaraşır bir biçimde daha ilk maçlarından itibaren akla-izana sığmaz penaltı hükümleri ve hakem facialarıyla başladı. FİFA’nın her sahnesi önceden planlanmış dev prodüksiyonu hayatın gazabından kurtulamadı! Ufak bir dokunuş Shakira’nın zıpır şuhusunun, milyon KW’lık spotların, en gösterişli Highlights’ların, pahalı reklamların, en berbat medya karartmasının, son teknoloji silahlarla kuşanmış adamların ardına gizlenmiş olan derin adaletsizliği görmek isteyen gözlere ayan etti. Hayat, ‘Hür dünya’nın’ en büyük gövde gösterisiyle; onun adaletsizliğiyle, kendine münhasır yöntemlerle alay etti.
FİFA Dünya Kupası, Her ferdi şuradan buradan toplanmış bir ahenk yakalayamamış karmaların kekre, tutuk karşılaşmalarından, bağlamından kopuk ‘turnuva’ serüveninden ve ulusların ‘hesapta’ zenginliğinin, Pan-Amerika soytarılığının temaşasından çok daha fazlasını vaat ediyor bizlere. Çok daha mühim, çok daha velüd imkanlar sunuyor. Dünya kupası, ‘tarihin sonunda'(!) bizleri bekleyen cehennemin -yani günümüz dünyasının_ ne menem bir zillet olduğunu, ‘Hür dünyanın’ nasıl bir riya nasıl bir adaletsizlik üzerine yükseldiğini, hadi düpedüz söyleyelim kapitalist-emperyalizmin nasıl bir zulüm, terör düzeni olduğunu anlamak isteyenler için bir yerele, bir aya sığdırılmış hızlandırılmış kurs gibi, laboratuar gibidir.
Hep böyledi ancak milenyumla birlikte yaz/kış olimpiyatları Avrupa/Dünya futbol kupaları neo-liberal politikaların en canhıraş uygulayıcılarına dağıtılan bir ulufe, bir nişan işlevi görüyor. Türkiye’nin de üniversite kış olimpiyatları dahi olsa basketbol şampiyonası dahi olsa bir organizasyon kapma iştiyakı tam burada anlam kazanıyor; Brezilya’nın 20.Dünya Kupasına evsahipliği yapma şerefine nail olması da aynı yerde anlam kazanıyor. ‘Ulusalcı sol’ bir aromayla tatlandırılmış Lua-Lua hükümetleri ve ardıllarını Brezilya’da uzun bir vakittir söz konusu bu politikaların en cevval uygulayıcılarıydı. Haziran/Taksim Direnişiyle beraber pek çoğumuzun artık aşina olduğu ama hepimizin tam da içinde yaşadığımız ve milyonlarcamızın isyanına neden olan bu politkaların hülasasını hatırlayalım. Çünkü bu politikaların temel dayanak noktalarını konuştuğumuzda aslında dünyanın pek çok yerindeki benzer ahvalden bahsetmiş olacağız ve elbette enternasyonal bir mücadelenin zorunluluğunu da anlamış olacağız.
Bu yüzyılın başında Petrobras sondajıyla yükselen Brezilya iktisadı Lula-Lula’nın ‘milici’ söylemlerine bakılacak olsaydı ülkeyi doğal zenginliklerin herkese refah getirdiği, sosyal politikaların geliştiği, yoksulluğun azaldığı bir vahaya dönüştürecekti. Ancak piyasaların o gizemli eli Brezilya’ya da dokundu ve önce Petrobras’ın ulusallaştırılmasının arkaik olduğu söylenceleriyle kamulaştırmanın esnetilmesi, ardından ülkeye yabancı sermaye akışını görünürde engellemeye çalışan yasaların zaten herkesce beklenen iflası, Brezilya para biriminin değerini korumaya çalışan yasaların iflası Brezilya’yı ülkemizde de Tonton Cumhurbaşkanımızdan, AKP hükümetlerinden bildiğimiz uygulamaların kucağına sürükledi. Brezilya, dev inşaat rantçılarının, arsa spekülatörlerinin, bankacıların, üç koy beş alcıların hülasa enerji, inşaat ve borsa üçgeni üzerine oturan Finans-kapitalin vahasına dönüştü. Bir yandan Petrobras’ın getirdiği muazzam kazanç küçük bir elit elinde toplanırken ülkede yoksulluk büyüdü, gelir dengesindeki zaten var olan uçurum derinleşti. Yukarıda bahsini ettiğimiz üçgenin olmazsa olmazı kentsel dönüşüm projeleri (onlar soylulaştırma diyor.- burjuvazi de az nüktedan değildir.) ve doğa talanı devreye girdi. Zaten ağır aksak olan sosyal politikalardan vazgeçildi. Brezilya bir yandan dünyaya yükselen değer olarak takdim edilen, devasa bir zenginliğin şaşalı bir biçimde yaşandığı; ama aynı zamanda işçilerin kölelik derekesine sürüklendiği, doğa talanı ile yerlilerin neredeyse soykırıma uğradığı, yoksulların, getto ahalilerinin kısaca yeryüzünün lanetlilerinin; yeniçağın vebalılarına dönüştüğü, her geçen gün büyüyen bu veba salgınına karşı şavaşın açıldığı bir ülkeye oldu. Öyle ki ülke hâlihazır ordu ve kolluk güçlerine ek olarak askerileştirilmiş bir polis birimine ihtiyaç duyan bir güvenlik cehennemine dönüştü.
Bu söylediklerimizi bir de Brezilya futbol tarihinin en muazzam yeteneklerinden sabık Seleçao santraforu ve kaptanı Romario’dan dinleyelim: “Yatağı olmayan hastaneler var. Hastanelerde insanlar yerlerde yatıyor. Çocuklar için öğle yemeği çıkartmayan, 45 derece sıcaklıkta havalandırması olmayan okullar var. Engelliler için erişimin imkansız olduğu yapılar var. Stadyumlara harcanan paranın yüzde 30’uyla hayatta gerçekten bir anlamı olan şeyler iyileştirilebilirdi. Ama yapılmadı. FIFA, buraya para için geldi ve onu da aldı. Turnuvadan sonra halkı etkileyecek şeyler onların umurunda değil ”
İşte Tarihin sonunun kısa özeti; işte Dünya Kupası sirkinin üzerine kurulduğu gerçek: küçük bir azınlığın elinde büyüyen zenginlik, şatafat, gösteriş ve onun karşısında milyonların her geçen gün nicel ve nitel büyüyen yoksulluğu. Üreten milyonların en temel ihtiyaçlarının küçük bir azınlığın refahına kurban edildiği bir dünya ve bu açılan makasa karşın Fildişi Kulenin güvenliği için Cidade de Deus’un kuşatılması. Artan zenginliğe koşut olarak büyüyen güvenlik tedbirleri sonu gelmez bir baskı, denetleme ihtiyacı ve terör! Bunlara mukabil yoksulların kabaran öfkesi ve isyanı… Tarihin sonu şamatası bu dünyanın muktedirleri için bir muştu değildi. Tam aksine sonu geldiği görünen bolluk günlerinin biteceğinden duyulan çılgın korkunun dışavurumuydu.
Bunu bize, belki binlerce sayfayla anlatamayacağımız bu gerçekliği bize bir fotoğraf söyledi. İşte hayatın hiciv/ironi ayeti tam da burada bir kez daha kendini gösterdi. Her gün dünyanın dört bucağında binlercesi çekilen bir fotoğraf; Çekildiği anda sonradan ifşa edeceği gerçeklerin hiçbirinin önceden kestirilemediği, alelade bir fotoğraf: Mesut Özil ve Podolski’nin özel güvenlik birimiyle çekildiği hatıra fotografı. Hayatın, Orwell’ın ‘’1984’’ üne yaptığı, CİA’nın planını alt-üst eden o cilveyi bize yeniden anımsattı. Belli ki dünyanın ne eğlenceli ne refah bir yer olduğu zenginlerle ve fakirler arasındaki mesafenin sanıldığı kadar aşılmaz olmadığını göstereceği sanılan bir fotograf. Hür dünya’nın gizlemek için her yol ve yöntemle vahşi bir terör uyguladığı gerçekleri bir anda küçük bir karede ortaya çıkardı. Peki fotograf da ne vardı? Ne yoktu ki: Uluslararası tekellerin sponsorluğunda en seçkinlerce sahnelenen sadece seçkinlerin izleyebileceği/dâhil olabileceği bir gösteri ve dışarıda kalan yoksulların seçkinlerin ağzının tadını kaçırmaması için, bu özenle kurulmuş sirke bir zeval vermemeleri için oluşturulan amansız güvenlik duvarı hepsi bu fotografta onlarca küçük imgeyle beraber görünür oldu. Liberal hokkabazların sosyalizme sövmek için ağızlarına sakız ettikleri ancak kapitalist-emperyalizmin en temel karakteristik özelliklerininden olan militarizm, propaganda için kullanılan ritüelleşmiş dev gösterilerin kofluluğu, sahteliği bu fotografda göründü.
1986’nın fotoğrafı Tanrı’nın eliydi, 94’ünki Baggio’nun yorgun düş kırıklığı, 2006’ın ki Zidane’nın muhteşem vedasıydı ama bizim için tüm zamanların en iyi Dünya Kupası fotografı Mesut, Podolski ve silahtarlarının fotografı olacak.
Bu yazıyı kaleme almaya karar verdiğim gün, Mesut’un fotoğrafın internete düşmesiyle aynı gün internete bir fotoğraf daha düştü. Brezilya’dan yüz binlerce kilometre uzakta tam da Brezilya’dan polislerce katledilen yoksul çocukların haberleri gelirken üzerinde fason Galatasaray formasıyla bir çocuk kaldırım üzerinde iki büklüm uzanıyordu. Adana’da İbrahim Aras T.C. polisi tarafından katledilmişti. Bu yüzden okuduğunuz bu metin gecikmiş bir metin ama biliyoruz ki Dünya Kupasının spotlarının ötesinde gecikilmemesi gereken hakiki bir mücadele sürüyor. Suriye’den Fildişi Sahilleri’ne Brezilya’dan Anadolu’ya üstlerinde tuttukları takımların fason formalarıyla gün boyu gezinen yoksul çocuklarla Kravat-ceket züppeleri arasında süren mücadele; Bugün gözlerimizi Shakira’nın büyüsünden, Dünya Kupasının cilalanmış ihtişamından alıp bu mücadeleye çevirmeliyiz. Hülasa gözlerimizi vitrinlerden kaldırıp gökyüzüne bakabilme cüretini göstermeliyiz.
Brezilya’da Dünya Kupasını kim kazanır bilemiyoruz ama Dünyanın dört bucağında varoşlarda, kırsallarda, atölyelerde ve her gün sokaklarda süren mücadeleyi tıpkı Ali İsmail gibi tıpkı Ahmet Atakan gibi güzel yüzleriyle şu yeryüzünde tuttukları takımın formalarıyla gezinen yoksul çocukları kazanacak, biz kazanacağız mutlaka kazanacağız.
Ve o gün bugünün efendilerine öyle bir çalım atacağız ki zulmun kalesine öyle bir gol atacağız ki… Sormayın gitsin…
DEVRİM İÇİN İLERİ YA SOSYALİZM YA ÖLÜM!
HAZİRAN 2014 / ANTAKYA
http://direnisteyiz.net/haber/hur-dunyanin-mesut-hali-mustafa-kemal-ersoz/