Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Bir kez daha Dünya kupası vesilesiyle konuşalım. Anadolu’da futbol solcuların radarına takribi on yıl kadar evvel liberal solcuların gayretleriyle girdi. İnsan her zaman düşündüğü gibi yaşamaz ama her zaman yaşadığı gibi düşünür. AB’yle haşır-neşir vakıf forumlarının, vakıf üniversitelerinin, sermaye hamiliğindeki kitap fuarlarının, sermaye solu gazetelerin gediklisi liberal-solcularımız da haliyle sermayenin onlara bağışladığı müreffeh adacıktan bakarak her meselede yaptıkları gibi futbol meselesini de insanları kapitalizmin o kadar fena bir şey olmadığına, ehlileştirilebileceğine, kapitalizmle de yaşamın mümkün olabileceğine ikna etmek için kullandılar. Yaptıkları şey, bu murad ile yazılmış kitapların en esaslının adından da anlaşılıyordu: ‘’Karhanede romantizm’’.Evet, yaptıkları şeyin adını edeple söylenecekse tam da buydu. Şöyle söylüyorlardı: ‘’Neyi konuştuğunuz değil, nasıl konuştuğunuz önemlidir’’.

Futbol, Haziran/ Taksim direnişiyle beraber devrimcilerin/ sosyalistlerin de radarına giriverdi. Memleket dâhilindeki yeğane futbol külliyatı Liberal-solcuların eseri olduğundan bu vesileyle konuşan devrimciler/sosyalistler de hizayı bu külliyattan aldılar. Oysa biz devrimciler/sosyalistler en azından biz Devrimci Sosyalistler şöyle söyleriz: ‘’Neyi nasıl konuştuğundan ziyade neyi ne için konuştuğun önemlidir.’’ Ve her konuştuğumuz şeyin ardından bizim de en esaslı kitaplarımızdan birinin adından anlaşılacağı gibi ‘’Ne yapmalı’’diye sorarız. Zira bir eyleme dönüşmeyen her söz, hayata uygulanmayan her fikir, yani süregiden zulüm düzenin çarkına bir çomak daha sokmak üzere söylenmemiş her söz, ileri sürülmüş her fikir bizim için boştur, kahvehane muhabbetidir, lafı güzaftır. Her ne kadar edebi her ne kadar güzel söylenmiş olsa da her ne kadar incelikli bir fikir olsa da öyledir

Evet, biz de futbol konuşuyoruz daha ziyade futbol vesilesiyle konuşuyoruz. Çünkü konuşmaktan öte futbol oynamayı önemsiyoruz ve futbolu cari düzene güzellemeler düzmek, sonu gelmez oldu-bitti lakırdıları etmek için değil kapitalizmi ifşa etmek için, başka bir dünyanın (biz o dünyaya sosyalizm diyoruz) imkânlarını bulabilmek için konuşuyoruz.

Bu yazı da bir Dünya Kupası müsabakası vesilesiyle kapitalist-emperyalizmin doğal sonuçlarından biri olan ‘zorunlu göçü’ , mülteciler sorunu tartışabilmek için kaleme alınıyor.

Haziran ayının 20. Günü, Orta Avrupa’nın iki komşu ülkesi Fransa ve İşviçre’nin futbol karmaları Brezilya’da karşı karşıya geldi ve karşılaşma Fransa Karmasının 5-2 üstünlüğüyle sona erdi. Çoğunlukla bol gollü futbol müsabakalarının daha kaliteli, eğlenceli olduğu düşünülse de gölün fazlası futbolun doğasına ve mantığına terstir. Bol gollü bir müsabaka fundamental arızalara, bir sapma haline bir çarpıklığa delalet eder. Fransa-İsviçre müsabakasında gözlerimizin önüne serilen çarpıklıklar saha içiyle, futbolun iç mantığıyla sınırlı kalmış olsaydı bu yazı hiç kaleme alınmazdı. Ancak bu dünya kupası müsabakası kapitalist-emperyalizmin en yakıcı sonuçlarından birini, en ağır günahlarından birini ‘’mülteciler’’ sorununu gözlerimizin önüne seriverdi.

Zaten her iki karmanın Dünya Kupası esame listelerinden kolaylıkla anlaşılabilecek olan mevzubahis arıza müsabakasının 19. Dakikasında kendini ete kemiğe büründürmeye başladı bu dakikada İşviçre karması için oynayan Kosovalı Bahrami’nin fahiş hatasıyla topla buluşan Angola kökenli Fransa karması oyuncusu Matuidi skoru Fransa lehine skoru 2-0’a taşıdı. Bu golden 8 dakika sonra İşviçre karması için oynayan yine Kosovalı Shakiri’ye yapılan faul atışını kullanan Kürt Gökhan İnler’in vuruşunda topla buluşan yine ve yine Kosovalı Xhaka topu ağlara gönderse de top gol değeri kazanmadı. Maçın 67. Dakikasındaki Fransa karması hücumunda ise bu defa Gine’li Pogba’nın pasıyla arka direk de buluşan Cezayirli Benzema Fransa karmasının 4. Golüne adını yazdırdı. 74. Dakikada ise Cezayirli Benzema’nın pasını alan Mali’li Sissoko Fransa karmasının 5. Golünü kaydetti. 81. Dakikada ise Arnavut Dzemaili 30 metreden savurduğu şutla İsviçre Karmasının maçtaki ilk golünü attı. 87.dakikada ise Kürt Gökhan’ın pasını alan Arnavut Xhaka maçın neticesini belirledi.

Yukarıda bahsettiğimiz esame listelerinin ahvaline dönecek olursa 23 kişilik İsviçre kadrosunda ağırlığı Balkanlılar olmak üzere 13 göçmen çocuğu forma giyiyor. Öyle ki İsviçre Karmasının hücum hattı istisnasız bir biçimde Balkanlılardan oluşuyor. 23 kişilik Fransa kadrosunda ise kahhar ekseriyeti Afrika ülkelerinden olmak üzere 17 göçmen çocuğu bulunuyor.

Peki, bu çocukların burada ne işi vardı? Liberal-solcularımız bu sorudan sonra pekâlâ günümüz dünyasının kozmopotliği hakkında, melezliğe ilişkin, melezliğin avantajlarına ilişkin güzellemeler düzebilirlerdi. Bu insanların ‘geri kalmış’ ülkelerinde bulamadıklarını şansları medeniyetin beşiği, ‘ileri’ Avrupa’da elde ettiklerin dair, Avrupa’nın onlara bir şans/ bir hayat verdiğine dair haliye Avrupa’nın erdemlerine dair güzellemeler düzebilirlerdi. Ama hepimiz biliyoruz ki bu çocuklar bu şansları, Fransa’da, İsviçre’de Avrupa’nın pek çok ülkesinde kendileriyle aynı kaderi paylaşan milyonlarca göçmenin bulamadıkları şansı anavatanlarının mahvı üzerinden kazandılar. Avrupa’nın onlara bir hayat bahşeden büyük zenginliği, büyük cömertliği bu çocukların anavatanlarında hayatından edilen milyonların üzerinden, anavatanlarının tüm değerlerinin çalınması, tüm zenginliklerinin sömürülmesi üzerinden sağlandı.

Bu gün dünya üzerinde emperyalizmin doğrudan yol açtığı iç çatışmalar, savaşlar yüzünden, Emperyalizmin yarattığı yoksulluk, açlık yüzünden yerinden yurdundan edilmiş 52 milyondan fazla insan bulunuyor. 2013 yılında aralarına 2.5 milyon insanın daha katıldığı yarısını çocukların oluşturduğu 16 milyondan fazla mülteci bulunuyor. Sadece 2013 yılı içerisinde 2 milyona yakın insan ’gelişmiş ülkelere’ iltica talebinde bulundu. Sadece geçen hafta içerisinde sadece İtalya sahillerinde Avrupa’ya kaçak yollardan girmeye çalışan 400 göçmen Akdeniz’e gömülerek yaşamını yitirdi. Son on yılda 18 binden fazla insanın Akdeniz’e gömülerek yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor ve her gün 100’lerce insan kaçak yollarla ülke değiştirmek isterken yaşamını yitiriyor. Sadece 2013 yılı içerisinde İtalya’ya kaçak yollardan girmeye çalışan göçmen sayısı 32 bini aştı Bu rakam ara bir durak olan Yemen’de 36 binden fazla. Ve yine sadece Avrupa’da 3 milyondan fazla ABD’de ise 12 milyondan Türkiye’de ise 1 milyondan fazla kayıtsız kaçak göçmen bulunduğu tahmin ediliyor . Tüm dünya’da 10 milyondan fazla ‘’vatansız’’ olarak tabir edilen kayıtsız insan bulunuyor.

Kokuşmuş ve fazladan sürdüğü ömrüyle insanlığı her gün biraz daha çürütüp kokuşturan Kapitalist-Emperyalizm bir yandan ülkelerin/halkların zenginliklerini zor yoluyla gasp ederken, bir yandan düzenine eklemlediği bu ülkeleri sömürgeleştirerek kronik ‘az gelimişmişliğe’ mahkum ederken öte yandan da ülkesine girmeyi başaran göçmenlerle ucuz iş gücü elde ediyor örneğin: ABD’de asgari saat ücreti 7.25 dolar, tarım işçilerinin ortalama saat ücreti 9.12 dolar iken, göçmen işçiler günde 9 dolara çalışıyor ve bu gün bu hikaye Suriyeli göçmenler hasebiyle bizim içinde çok tanıdık bir mesele. Bununla yetinmeyen Kapitalist-emperyalist terör, bu çaresiz, umutsuz bırakılmış milyonların hayalleri ve çaresizliği üzerinden kaçak göçmen ekonomisi büyütmektedir. Bu gün devletlerden bağımsız, illegal olduğu düşünülen ama öyle olmasının imkansız olduğunu aklı başında olan herkesin bildiği büyüklüğü milyar dolarları aşan bir kaçak göçmen ekonomisi sözkonusu…

İşte günümüz dünyasının pür ahvali başarı öykülerinin, Refah öykülerinin, mucize güzellemelerin, gözalan şatafatın, uçsuz bucaksız zenginliğin paçasından sızan kan, sefalet, soygun ve zulm düzeni, görmek isteyen gözler için Kapitalist-emperyalizmin en büyük tılsımı dahi üstüne kurulu olduğu karanlığı örtmeye yaramıyor.

Bu düzeni dünya proleteryasının ayrılmaz bir parçası olan milyonlarca göçmen işçinin, yerinden yurdundan edilen ülkeleri sömürülen, talan edilen, yerlerinden yurtlarından edilen halklarımızın gazabı yıkacak. Yıkacağız. Halkların emperyalizme karşı ortak mücadelesi yıkacak. Tekrar pahasına olsa da bir kez daha gözlerimizi dünya kupasının ihtişamından kurtarıp bu mücadeleye çevirmeliyiz. Hülasa gözlerimizi vitrinlerden alıp göğe bakmaya cüret etmeliyiz.

Devrim için ileri ya sosyalizm ya ölüm

HAZİRAN 2014 / ANTAKYA

http://direnisteyiz.net/haber/karimin-gorulmeyen-penaltisi-multeciler-mustafa-kemal-ersoz/