‘’ Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir’’   T.C. Anayasası Md. 3/1

Kapitalizmin doğuşundan ve onun bir dünya sistemi haline gelmesinden uzun bir müddet sonra geçikmeli olarak gerçekleşmiş olan Türkiye Burjuva devrimi zaten Paris Komünü deneyiminin peşi sıra bütün ilerici, devrimci hususiyetlerini ağır basan gelecek (proleterya) korkusuna karşılık geçmiş(feodalizm) korkusuna teslim ederek asalaklaşan, tarihi olarak gereksizleşip, gericileşen  burjuvazinin tüm araza ve marazlarını taşımaka beraber, yine peydah olduğu zaman aralığının konjektürel durumuna bağlı olarak yani Ekim devriminin, dünya devrimine dönüşebilme potansiyelinin dünya kapitalist düzenine saldığı korku öte yandan iktidarı ele geçirdiği Anadolu ve Kürdistan özelinde kendi sınıfsal cılızlığı, iktidari ele geçiriş merhalesindeki yürütüğü kanlı iç savaş dahi iktidarı ele geçirir geçirmez kendisine karşı baş gösteren isyanların neticesinde kapıldığı beka kaygısıyla döneminin tekelci kapitalist Avrupa ulus-devletlerinin bile standartlarını aşan alarmist, aşırı defansif, ulusçu,  tek-tipçi ,polis bir devlet aygıtı üretmiştir.

İşte bu emekçi sınıfların ve halkların ideolojik ve fiziki inkar ve imhasına dayalı olarak organize olmuş, bir yandan sömürgecileşirken öte yandan sömürgeleşen baskıcı, şoven, militarist  devlet aygıtının hüveyetini en açık ve keskin bir şekilde ifşa eden görüngelerden biri de daha Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak bu güne kadar süregelen Anadolu ve Kürdistan’daki yer adlarının sistemli biçimde kök ve anlamlarından koparılarak Türkçeleştirilmesi politikasıdır.

Belirli zaman aralıklarında hızlanmak kimi zaman aralıklarında göreli olarak yavaşlamak suretiyle bir sürekililik arz eden böylelikle Türk Burjuva devlet aygıtının kimi kristalize karakter hususiyetlerini orta koyan  ‘’yer adlarının Türkçeleştirilimesi’’ politikasının neticesinde Anadolu ve Kürdistan Çografyalarındaki toplam 41.036 yerleşim biriminin %36,5’inin, yani üçte birden fazlasının adı değiştirilrek, Türkçeleştirilmiştir.Bazıları binlerce yıllık tarihe sahip olan bu 12.000 dolayında köy ve 4.000 dolayında bağlı yerleşim ile binlerce akarsu, dağ ve coğrafi şekile, Burjuva devlet aygıtınını inkarcı, imhacı zihniyetin neticesi olarak yeni Türkçe adlar verildi.Eski adları unutturmak için son derece katı politikalar izlendi. Bu adları (parantez içinde dahi olsa) gösteren haritaların basılması,yurda sokulması ve dağıtılması yasaklandı.

1919-1923 sürecinin nihayetinde kesin zaferini ilan eden burjuva devriminin başlangıçı 1908 ve belki de daha öncelerine dayanmaktadır. Buna binayen daha sonraları Türk ulus devletinin kimliğinde icraatında ve lafzinda vucut bulacak kesinleşip, belirginleşerek resmi bir ideloji halini alacak olan Türk milliyetçiliği de  Burjuva Devrimin geliştiği aynı zaman aralığına denk gelerek 19.yy son çeyreğinden başlayarak bir yığın devinim, gelişim ve merhalelerden geçererek cumhuriyete devrolmuştur. Öyle ki  Cumhuriyet döneminde hızlanarak şekillenecek olan  yer adlarının Türkçeleştirilmesi fikini ilk zikreden ve bunu 6 Ocak 1916 tarihinde yayınlayanan bir genelgeyle hayata geçirmeye çalışan daha sonraları eksatolojik bir ütopyaya dönüşecek olan PanTürkizm’in bayraktarlarından Türkçü-Turancı Enver paşa olacaktır.

Sözkonusu genelgenin ilk maddesinde Enver Paşa şöyle söylemektedir.

‘’1-Memalik-i Osmaniyyede Ermenice, Rumca ve Bulgarca, hasılı İslam olmayan milletler lisanıyla yadedilen vilayet, sancak, kasaba, köy, dağ, nehir, ilah. bilcümle isimlerin Türkçeye tahvili mukarrerdir. Şu müsaid zamanımızdan süratle istifade edilerek bu maksadın fiile konması hususunda himmetinizi rica ederim.’’

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşının en hareretli günlerini ‘’Şu musaid zamanımızda’’ diye tarif edecek kadar ucuz bir oportünizme teşne Enver paşa’nın  -o vakitler devleti kurtaracak bir çare olarak sarılınan millileşme, milliyetçilik fikrinin bulunduğu  ön (proto) aşamada dinin paradoksal bir çimento olarak kullanılabileciği fikrinin yaygın olşundan ötürü-  lüzum görmediği Müslüman Kürt ve Arap toplumlarının dillerindeki yer adlarının değiştirilmesine Cumhuriyet döneminde başlanırken her ne kadar tüm Anadolu ve Kürdistan çoğrafyası göreli bir biçimde bu politikadan etkilense de Kürdistan’daki yer adlarına ilişkin hususi bir önem verildiği açıkça görülmektedir

   Öyle ki 1920’lerden bu yana Türk nüfüsunun yoğun olarak yaşadığı Bursa, Denizli, Çorum, Çankırı,, Ankara, Afyon, Manisa gibi  kentlerde yaklaşık olarak yüzde 10 ve 20  dolaylarında seyrden kayda değmeyecek bir değişim olurken aksi bir şekilde Diyarbakır, Van, Şırnak, Hakkari, Mardin, Bitlis, Bingöl, Batman, Ağrı, Adıyaman, Tunceli, Muş, Siirt gibi Kürt illerinde bu oranların yüzde 75 ve 90 civarında seyrettiği görülmekle beraber bu oranlar yaklaşık olarak 7000 yer adına tekabül etmektedir.

Burjuva devlet aparatının Kürt ulusu özelinde halk ve halklar düşmanlığının, inkarının, onları köklerinden ve kimliklerinden kopararak soysuzlaştırması, köksüzleştirmesi, sürüleştirme gayret ve çabasının bir görüngesi olarak yer adlarını değiştirme politikası sadece başka dillerdeki yer adlarının değiştirilmesiyle sınırlı değil öyle ki Türkçe olsa dahi başka halklara gönderme yapan yer adlarının değiştirilmesi de bu politikanın bir parçası olmuştur.

Örnegin: ‘’Kürtköy, Küçükkürtler, Kürtmusa, Kürtlerkayı,Çerkezoğlukürtleri; Arapoğlu, Arapali,Arapyatağı, Arapkuyusu, Araban, Araphacılı,Arapçiftliği, Kocaaraplar; Rumçamlısı,Urumbeyli, Rumpaşa, Manastırırum,Rumoğlu; Ermeniköyü, Ermenikaçağı,Ermeniaküzüm; Çerkezsultaniye, Çerkezhöyük,Çerkezuşağı, Çerkezderbendi;Lazkomu, Lazgiller. Ayrıca Suri, Gürcü,Zaza, Abaza, Boşnak, Bulgar, Pomak,Arnavut, Çenger [Çingene anlamında], Kıpti,Roman, Habeş, Kara [Çingene veya zencianlamında], Siyah, Tatar, Şarklı [Kürtanlamında] ’’ gibi 250 civarında yer adı Türkmenler dışındaki diğer Anadolu Halklarına gönderme yaptığı için değiştirilmiştir.

Her ne kadar Kürt ulusuna ilişkin hususi bir gayreti söz konusu olsa da bütün bir Anadolu ve Kürdistan çoğrafyasını bir halklar hapishanesine dönüştürmeye azmetmiş olan burjuva devlet aygıtının asimile etme, unuturma silikleştirme gayreti yalnızca kürt ulusuyla sınırlı değil Laz, Hemşin ve Gürcü Halklarının yoğunlukla yaşadıkları Artvin, Ardahan, Trabzon, Rize gibi illerde yer adı değiştirme oranları yüzde 70 ve 85 oranlarında seyretmekle berabere  bu oranlar yaklaşık olarak 2490 yer adından 1590’nın değiştirilmesi anlamına gelmektedir.

Türkiye Burjuva devrimi, tereddütsüz bir devrimle koptuğu Osmanlı’nın talan, yağma, devşirme gibi pek çok uygulamasını da bu kopuşa rağmen bünyesinde taşımaya devam etmiştir. 1915’lerden başlayıp, Cumhuriyetler döneminde ve belki de iç savaş sürecinde ‘’bu devlete bir ulus lazım’’ anlayışıyla gelişen gayri-müslim mallarının yağmalanması, mübadele, zorunlu göç gibi yöntemlerle ülkeyi gayri-müslim halklardan arındırmakla yetinemeyen şoven zihniyet Anadolu çograyfasının hristiyan geçmişini de unutturacak bir kampanya ile bu geçmişe gönderme yapan yer adlarına Türkçeleştirmeştir. Akçakilise, Alakilise, Gökçekilise, Karakilise, Kızılkilise, Kuzkilise, Bozkilise, Kilisealan, Üçkilise, Beşkilise, Yedikilise, Kırkkilise, Kabakilise, Gebekilise, Papaz, Manastır, Venk, Keşiş, Keşhane, Hanlı, Haç, Köristan, Tekfur,Hıristiyan, Nasara, Tersa, Gâvur, Kefere,Reaya… gibi Hristiyan geçmişi gösteren 100 aşkın yer adı Türkçeleştirilmiştir.

Her kış geleceğinden korktuğu Sosyalizmden ötürü uykuları kaçan Cumhurbaşkanları gören  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir ayağı halkların inkarı imhası üzerinde basarken diğer ayağı da yukarıda da değindiğimiz üzere Ekim Devriminin korkusuyla gelişen ‘’ Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum’’ lafzıyla dile gelen işçi sınıfı korkusu ve Anti-Komünizm üzerine basmaktadır. İşçi sınıfının ve halkların sakınılamaz gazabından duyduğu korkudan ötürü sürekli teyakuz halindeki Burjuva Devlet aygıtı öyle ki Kızıl’ın adından bile imtina etmektedir. Kızılaliler, Alikızıl, Kızılan, Kızılcık, Kızıllar, Kızıluşağı, Kızılmescit… Gibi kızıl sıfatını içeren 140’a yakın yeradı (belki Aleviliğe yaptığı göndermeden, belki de Ekim Devrimi korkusunun yaratığı travmadan ötürü siyasi çağrışımları uygun görülmediği için) değiştirilmiştir

Burjuva devrim sürecinin gelişmesiyle fikri olarak filiznen Cumhuriyetle beraber başlayarak kimi dönemler yavaşlayarak kimi dönemler hızlanarak kimi dönemler unutularak ve daha sonra tekrar hızlandırılarak  süregiden yer adlarının Türkçeleştirilmesi politikası. Türkiye Cumhuriyeti devletinin  halkaların inkar ve imhasına programlı tek-tipçi, şoven,  asimilasyoncu, zorba; işçi sınıfının korkusuyla daha da zorba anti-komünist hüviyetinin ve onun halklar mozagi bu toprakları nasıl bir halkalar hapishanesine çevirmeye çalıştığının bunda belirli oranlarda nasıl da başarı olduğunun apaçık ve tereddütsüz bir kanıtıdır.

Elbette Türkiye kapitalizmi de kendi mezar kazıcısını da kendi bağrından çıkarmaktadır elden bırakmadığı tahakküm, zulm ve zorbalık politikaları Kürdistan ülkesinde bir özgür hareketini doğurmuş ve bu hareketin önderliğinde  yükselen Kürt devrimi Türkiye Cumhuriyeti Devletini iliklerine kadar çözüp, gerçek yüzünü apaçık ifşa ederken diğer Anadolu halklarının da casaretlenmesinin, sesini yükseltmesinin yolu açmıştır bugün Kürt Devrimi ve onun Kürt kimliğini ve dilinin tanınmasındaki ısrar ve dayatmalarının ateşlediği hak talepleri Anadolu’nun pek çok halkına ilham veriyor öyle ki yer adlarının iadesi talebi Lazca konuşulan bölgeler de güç kazanırken. Çerkes çevrelerinde, Çerkes yerleşimlerinin yerel Çerkesçe adlarını canlandırma,hatta bu yapılamıyorsa Çerkesçe ad yaratma gayreti ortaya çıktı. Gürcü ve Arap dil alanlarında da henüz kristalize olmuş bir eğilim olmasa da aynı yönde sesler duyulmaya başlandı. Artvin ilinde birçok köye,eski ve yeni adları bir arada gösteren karayolu levhaları kondu. Midyat ve Nusaybin’de 2004’ten itibaren yeniden iskân edilen Süryani köylerinde iki dilli tabelalara konuldu.

Son söz yerine; yer adlarının Türkçeleştirilmesi politikasının da  ortaya koyduğu üzere halk düşmanlığı, onlara yönelik kıyım, sürgün, asimilasyon politikaları Türk Burjuvasinin mayasıdır, karakteridir.  Anadolu’da yok edilen/edilmeye çalışan tüm zenginliklerin tekrar gün yüzüne çıkarmak, bu topraklarda yaşayan tüm halkaların siyasi ve kültürel hakları için savaşmak, Bir halklar hapishanesine dönüştürülen bu topraklarda halklar arası saygıyı ve kardeşliği egemen kılmak suretiyle bir halklar cennetine dönüştürmek ve bu uğurda dövüşmek. Burjuvaziye karşı savaşan tüm tüm Devrimci Sosyalistlerin en öncelikli bir ödevidir.

YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ!

YAŞASIN SOSYALİZM VE DEVRİM!

Kaynaklar:

-Anadolu Devriminin yolu, Kaldıraç Yayınevi, 2008

-Sevan Nişyanyan, Hayali Çoğrafyalar: Cumhuriyet döenminde değiştirilen yer adları, Tesev Yayınları,2011

                                                                                     EKİM 2011 / ANTAKYA

Özgür Bir Dünya İçin KALDIRAÇ Dergisinin Kasım 2011 sayısında yayınlanmıştır.