1970 yılı Eylül ayının 9. günü Andrey Tarkovski şöyle yazmıştı defterine: ”modern insanın büyüklüğü karşı çıkışında yatar. Bir kelime etmekten aciz, tepkisiz bir kalabalığın önünde kendini canlı canlı ateşe atan ya da elinde pankart, sloganlar atarak meydanlara yürüyen ve tüm namussuz ve tanrısızlara har diyen insanlara şükürler olsun.”
2010 yılı Aralık ayının 17. günü ruhsatsız meyva sattığı için zabıtalar tarafından tezgahına el konulan ve polis tarafından dövülen Muhammed Buazizi’nin kendi bedeniyle ateşlediği işaret fişeği dünyanın her yanında, beş kıta dört iklimde bir şekilde bir işaret bekleyen milyonlarca kişinin harekete geçmesini sağladı. Tahrir’in fethi, Wisconsin sendikaları, Madrid’te ”Öfkeliler hareketinin’ Puerta De La Sol’u zaptı, Atina’da PAME önderliğindeki Sintagma kuşatması, Şili ve İsrail’e öğrenci isyanları, nihayet Babil’in Fildişi kulesinin (Wall Street’in) zaptıyla beraber artık isyan ateşi bir kere yanmış oldu. Bir şeylerin tarihinin sonu gerçekten yaklaşıyordu. Dev kıpırdanıp, homurdanmaya başlarken; hani herkesin çok iyi bildiği bir uçuruma ulaşan kedinin altında hiçbir şey olmadığı gerçeğine aldırış etmeden yürümeye devam ettiği ama ancak aşağıya bakıp, farkına vardığında aşağıya düştüğü klasik çizgi film sahnesindeki gibi yolun sonuna gelmiş olan ama henüz farkında olmayan yukardakilere ”hey aşağıya bakın” diyordu.
Ancak fazladan ömür süren birilerinin tarihinin sonunun başlangıcınını anlayabilmek için film makarasını biraz geriye doğru sarmak gerekir.
30 Kasım 1999 Salı.
Gülünç Pirus zaferinin erken öten horozu, çok bilimci Francis Fukuyama’nın Sovyet Bloğunun çözülmesinin bünyesinde yarattığı ayarsız-tarifsiz heyecan ve çoşkuyla artık kapitalizmin karşısından durabilecek bir alternatifin kalmadığını, tarihin geldiği aşamada insanlığın zorunlu destinasyonunun ekonomik ve siyasal liberalizm olduğunu ve bu düzenin insan doğasına en uygun yaşama biçimi ve içtimai düzen olduğunu öne sürdüğü ” Tarihin Sonu Mu?” isimli pek matah pek meşhur makalesini The National İnterest dergisinde yayınlanmasından on yıl sonra Fukuyama’nın memleketi Amerika’nın Seattle eyaletinde dünyanın farklı yerlerinden gelen onbinlerce sıradan insan asla sona ermeyecek olan eşitlik, özgürlük, adalet talepleriyle uluslarötesi tekelci büyük şirketlerin çıkarlarını her koşulda insanların ve doğanın çıkarlarına üstün tutan kapitalizme karşı ve onun küresel örgütlenişinin simgesi Dünya Ticaret Merkezi önünde Dünya Ticaret Örgütü açılış toplantısını protesto ediyorlardı.
Hususiyetle 80’lerin sonlarından itibaren kolay kazanılan zaferin ve rakipsizliğin rehavetiyle bireyin tarihte ikinci keşfinden söz etmeye başlayan, keşfedilen bu yenibireyin ideolojilerden; onların, fikri ve fiili bütün hegomonyalarından arınarak, halihazır düzene başkaldırmak onu sorgulamak yerine onunla uzlaşmayı erdem sayan, kolektivizmden kopmuş tamamen bireyci, benmerkezci, apolitik biri olduğunu söyleyen 20.yüzyılın ortasında egemenlere uykusuz geceler geçirten 68 ruhunun da bir daha asla geri dönmeyeceğini muştulayan ‘yeni dünya düzeninin” official idelojisi neo-individualizmin aksine insanlar Seattle’da başka bir dünya arzusuyla ‘halkın gücünü’ son derece başarılı bir şekilde yeniden ortaya çıkararak bugün dünyanın dört yanını saran isyan dalgasının tohumu, esin kaynağı oluyorlardı.
İşte dolayısıyla finans-kapitalin fildişi kulesinde gerçekleşen Wall Street’i ”Birlikte İşgal et” eyleminin kökleri, itkisi de spekülasyon, şantaj ve hükümet destekleriyle (zenginler için sosyalizm!) ayakta duran finans-kapitalizmin(kumarhane dünyasının) yarattığı inanılmaz boyutlardaki eşitsizliğe karşı yükselen ilk dalga olmak hususiyetiyle Seattle’da yatmaktadır.
Ve nihayet Seattle günlerinin güncelliğini yeniden hatırlattığı 68 ruhu hatta 19.yy sosyalist ruhu 1 Eylül 2011 günü Sovyetlerin çözülüşünden bu yana süper-şarjlı bir biçimde dünyaya egemen olan emperyalist-kapitalizme karşı, zorba finans-kapital sistemin açgözlülüğünün yarattığı yıkıma, bankacılara, finans spekülatörlere ve onların, başka bir alternatif olmadığına dair bitmek bilmez ahkamlar kesen medyadaki uşaklarına karşı Wall Street’i ”Birlikte İşgal Et” eylemini başlatan idealst, isyancı gençlerin arasında yeniden hayat buldu.
Bu gençler bu sefer sorunun yozlaşmada, kötü idarecilerde veya açgözülü kişilerde değil. Sistemde olduğunu biliyorlar.
Örneğin 2011 yılı itibariyle dünya toplam döviz rezervi miktarı yaklaşık 1.9 trilyon Dolardır. Dünya döviz piyasalarındaki bir günlük işlem hacmi ise 1.2 trilyon Dolardır. Oysa, 1970’lerde bu rakam sadece 18 milyar Dolardı. Bu demektir ki döviz piyasalarındaki günlük işlem hacminde son 20 yılda yaklaşık 67 katlık bir artış meydana gelmiştir.
Bu miktara, spot, forward, forex swaps, currency swaps, options ve dövize bağlı menkul kiymet değişimleri de dahil edildiğinde mali piyasalardaki günlük işlem 1.286 trilyon Dolar yıllık ise 308.6 trilyon Dolara ulaşmaktadır.
Başka bir ifade ile dünya döviz rezervlerinin tamamına yakın bir işlem yaklaşık bir buçuk günde döviz piyasalarında işlem görmekte ve günlük yaklaşık 1.286 trilyon Dolarlık finansal araçlar ticaretine karşılık, günlük sadece 32.08 milyar Dolarlık bir reel ticaret bulunmaktadır.
Yani günlük para ticareti, günlük mal ticaretinin yaklaşık 40 katına ulaşmaktadır.
Öyle ki global piyasalar, bir tarafta üretilmiş mal ve hizmetlerin ticaretinin yapıldığı reel ekonomi, diğer tarafta ise para tüccarları ile spekülatörlerin yer aldığı kumarhane dünyası şeklinde ikili bir yapı göstermektedir. (AKDİŞ;2004)
İşte bu gençler ABD’de ve tüm dünyada büyük halk kitlelerinin iktisadi ve sosyal çöküntüsünün ana nedeni olan kapitalizme, finans oligarşiye ve onların yarattığı yıkım ve vahşete karşı tüm yurttaşarın müşterileştirilmesine, polisin halk karşısındaki üstünlüğüne, yetersiz ve pahalı eğitime, çalışmayan sağlık sistemine, halkın menfaatlerine hizmet etmeyen adalet sistemine ve demokrasi denilen uyku haline karşı doğrudan ve tam da bunların kalbinde Wall Street’e başkaldırıyorlar. Daha şimdiden çok önemli başarılar elde ettiler ve tıpkı 91 Seattle ve 68 hareketleri gibi başka deneyimler için örnek, ilham, heyecan ve cesaret bir model yaratmayı başardılar.
Ancak Roma bir gün de inşa edilmedi ve elbette Babil bir günde yıkılmayacak.
Gelecekte hem Wall Street’i ”Birlikte İşgal Et” hareketi hem de dünyada yükselen diğer tüm isyan hareketleri daha güçlü duruma gelebilirler, geleceklerdir de ancak bugün tüm bu hareketlerin yeniliği, kendiliğindenliği, örgütlülük durumlarının zayıflığı isyanların muhataplarının hareketleri manipüle etme, savuşturma, unutturma, zararsızlaştırma gayretlerinin netice almasını sağlayabilir. Nihayetinde daha iyi bir dünyaya giden yol benzer özverilerin defalarca, nesiller boyunca yenilenmesinden ve her alanda ve anlamda geniş ve güçlü örgütlülüklerden geçmketedir. İsyanları yollarından saptırmaya, hafifletmeye çalışanlar yalnızca düşmanlar olmayacaktır. Onlarla eşzamanlı olarak araya sızacak kötü dostlarda isyanları çok bilinen liberal, pasifist,post-modern zırvalıklarıyla tıpkı alkolsüz bira, kafeinsiz kahve, yağsız dondurma tercih etmek gibi zararsız ahlaki protestolara dönüştürmeye çalışacaklardır oysa bugün küresel bir biçimde her yerde sıkı sıkıya örgütlenmiş bir düşmana karşı savaş ancak ona mukabil o nispette bir örgütlülük ağı ve örgütlü güçle verilebilir. Aksini söyleyenler elbette yüzde 99’un korkusuyla titreyenler ve onların mügalatalarına kanmış sınıf kaçkını, kafası karışık mutsuz apartman çocuklarıdır.