Bilad-ı Şam(Levant) toprakları tarih boyunca Mısır’la beraber Ortadoğu’nun kültürel ve içtimai anlamda kalbi siyasal açıdan ise fay hattı, atar damarı olagelmiştir. Bilad-Şam nasıl Ortadoğu’nun kalbi ise Halep şehri de Bilad-ı Şam topraklarının neredeyse her açıdan merkezi bir bakıma da tüm Ortadoğu ve Arap dünyasının özetidir. Bu hususiyetlerinin yanı sıra harita üzerindeki yeri itibariyle Halep şehri emperyalist saldırı karşısında oluşan fiili direniş ekseninin en kritik mevziisidir.. Ortadoğu’yu ve direniş eksenini bir bütün olarak ele aldığımızda Stalingrad analojisi dar anlamıyla en çok da bu kadim kentin savunması için uygundur. Hakikaten de hem haiz olduğu kritik önem nazarıyla hem de savunulmasında gösterilen büyük kahramanlık ve fedakârlıklar nazarıyla iki yıldır süren Halep direnişi Stalingrad’tır! Bu teşbih, en çok da MİT ‘in iki yıldır nerdeyse Yozgat kadar rahat hareket ettiği Mit dışında onlarca istihbarat teşkilatının daha tekfirci sürülerini birebir sahada sevk ve idare ettiği askeri, lojistik her türlü desteği sağladığı beslenen bu sürülerin kadim kentin tüm değerlerini yağmaladığı, muazzam tarihini yok etmeye çalıştığı, kenti derin bir yıkıntıya uğrattığı saldırılarına karşı şimdiden direniş tarihindeki müstesna yerini almış olan halk direnişi için uygundur.
Emperyalist kundakçıların evvela Cisr’el Şuğur saldırısıyla ardından 2012 Temmuz’undaki Şam Ulusal Güvenlik Binası saldırılarıyla hayata geçirmek istedikleri iki taarruz planın da suya düşmesinin akabinde Ortadoğu direniş ekseninine öldürücü darbeyi vurmak ve Suriye halklarına topyekûn diz çöktürmek için başlattıkları üçüncü bir taarruz planı Halep Saldırısı çerçevesinde olanca güçleriyle kentte saldıran Cephet’ul Nusra’sından, Ahrar-u Şam’ına El-Ekrad’ına tüm azgın taşeronların taarruzu yaklaşık iki yıldır devam eden bir kent savaşında Ermeni’sinden, Alevisine, Sünnisine Halep halkının kahramanca direnişiyle boşa çıkarıldı. Artık bu melun planın da sonuna yaklaşılmaktadır. Bu üçüncü taarruz planın da boşa düşmesinin hele ki Halep’te boşa düşmesinin Suriye Kundağının sona ermesi anlamına geldiğini bilen Erdoğan, Kobane için ileri sürdüğü düştü düşecek temennisini bu defa tersten bir vaveyla olarak panik içinde Halep için tekrarlıyor. Kent içerisinde bina bina göğüs göğüse cereyan eden halk savunması, Suriye Ordusunun, Suriye halklarının Muhammedisiyle, Mesihisiyle, Filistinlisiyle, Kürdüyle oluşturdukları Halk savunma güçlerinin desteğiyle şehri kuşatması üzerine zafere ulaşmaya çok yakın. Çok yakın bir sabah halkların düşmanı Erdoğan’ın Kobane için duyamadığı muştu tersten ‘Halep düştü’’ olarak halklarımıza ulaşabilir. Evet, Suriye’nin ve Halklarımızın düşmanları ve dört yıldır Suriye halklarının acısına bigâne kalanlar, bu gün hala lütfedip Suriye halkları gösterdiği büyük kahramanlık hakkında tek kelime etmeyenler bilsin ki: ‘’Halep düştü, düşüyor.’’ Sabah-ul xeyr Suriye!
Bu yaklaşan zafer muştusu vesilesiyle yeniden soralım ve hatırlayalım Suriye neden Libya gibi çarçabuk teslim olmadı? Suriye idaresi neden Hüsnü Mübarek’in, Saddam Hüseyin’in ve yakında Erdoğan’ın da paylaşacağı kaderi paylaşmadı? Oysa sadece Emperyalistler ve işbirlikçileri için değil memleket solu için bile tahmin edilen ve neredeyse içten içe umulan senaryo buydu. Sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim çünkü bilinse de bilmese de bilinmek istenmese de Suriye’nin bir tarihi var. Suriye’nin emperyalist saldırganlığa ve işgale karşı güçlü bir direniş geleneği var. Anti-Batıcılık (anti-Amerikancılık), anti-Siyonizm Suriye’de her daim güçlü ve canlı bir damar olageldi. Suriye’de her ne kadar zamanla iddialarından vaatlerinden çok uzağa düşmüş, yozlaşmış, tipik bir oligarşiye dönüşmüş olsa da Libya’daki, Irak’taki, Mısır’daki ve Türkiye’deki idarelere benzetilemeyecek bir idare var.
Evet, Suriye’nin modern siyasal tarihi işgale, mandacılığa, Siyonizm’e hülasa her çeşit batı ve yabancı tahakkümüne karşı koyuşun, direnişin tarihidir. Bu geleneğin kökenleri Mısır’da Britanya ve Osmanlı tahakküme karşı verilen mücadelelere, Bilad-ı Şam topraklarının bir parçası olan Lübnan’da Osmanlı işgaline karşı sürdürülen yüzyıllık direnişe dayanır. Birinci Emperyalist paylaşım savaşı esna, önü ve arkasında baş gösteren irili ufaklı halk direnişleri, evvela batıda eğitim almış Arap aydınlar içerisinde bir fikir cereyanı olarak anti-işgal, bağımsızçılık arzularının doğmasına vesile oldu. Zaman içerisinde de önce kültürel bir uyanışa, toplumsal bir isteme nihayet İkinci Emperyalist paylaşım savaşının sonunda Suriye siyasetinin temel eksenini oluşturacak siyasete ve onun taşıyıcıları siyasal hareketlere dönüştü.
Birinci Emperyalist Paylaşım savaşının ardından Fransa Mandası altında kalan Suriye, bağımsızlığını kazanacağı 1946 yılına ve devamla da 1963 yılına kadar Fransa ve İngiltere’nin güçlü Türkiye’nin ise kısmı olarak örgütlü olduğu siyasal alanda sürekli bir istikrarsızlık içerisinde yaşadı. Emperyalizmin ülkeyi etnik ve inançsal temellerde tanzim ettiği bu dönemde idari anlamda Şam-Halep merkezli iki ayrı alt devlet biçimde ifade bulan yine bu inançsal ve etnik ayrışmalara dayanan böl-parçala-yönet politikalarının, kırsalda yaşayan yoksul halkı ülke idaresinden uzak tuttulduğu uygulamaların ve daha geniş bir çerçevede Arap coğrafyasının çok parçada bölünmüş bir sömürgeye dönüştürülmesinin halklar içerisinde yarattığı rahatsızlık, zaten hâlihazırda gelişmekte olan kültürel uyanışın da itkisiyle 1940 yılında ‘’Vahdaniye, Hurriya ve İştirakiye’ ilkeleri/sloganları çerçevesinde bir siyasal hareket olarak siyasal alanda vücut buldu. 70 yıl boyunca Ortadoğu siyasetinde belirleyici bir rol oynayacak olan BAAS, ‘Arap Sosyalist Diriliş Partisi’ henüz bir hareket olarak tarih sahnesine çıktı.
O güne kadar emperyalizmin boyunduruğu altından yoksulluk, bölünmüşlük ve zorbalık içerisinden bir çıkış arayan bu maskatla irili ufaklık pek çok anti-işgalci, bağımsızlıkçı, eşitlikçi siyasal hareketin teşekkül edildiği Arap coğrafyasında Hizb el-Arabi el-İştiraki (BAAS) hareketi bir başlangıçtan ziyade bir derlenip toparlanmayı birleşmeyi ifade eder. Zaman içerisinde zaten halklar arasında güçlü bir talep olarak gelişen Birlik, hürriyet ve Sosyalizm istemleri 1940 yılında Mişel Eflak önderliğindeki Arap Diriliş Partisi’nin, Salahaddin Bitar ve Ekrem Havrani önderliğindeki Arap Sosyalist Partisi’yle birleşmesiyle siyasal ifadesini buldu. 1947 yılında da Arap Sosyalizminin kurucu babalarından Zeki el-Arsuzi’nin harekete katılımının ardından düzenlenen ilk kurultayıyla hareket partileşerek, programını ilan etti.
Arap coğrafyasının emperyalizmin boyunduruğundan kurtarılmasını ve tüm Arap coğrafyasının birleşik sosyalist bir Arap cumhuriyetinde birleşmesini programının temeline oturtan sosyalizmi ise bu hedeflere ulaşmak için bir vasıta derekesinde ele alan söz konusu program zaten hareketin başlangıcından beri var olan teorik müphemlik ve zayıflığa rağmen öngördüğü kimi sosyalist reformlar, örneğin; sınıfsal farkları azaltmak, özel mülkiyeti sınırlamak, büyük üretim araçların, büyük tarım arazilerini kamulaştırmak yeraltı kaynaklarını ve yabancı sermayeli şirketleri millileştirmek, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetleri ücretsizleştirmek gibi ilkeleriyle dahi bu hedeflere ulaşmak için verilecek mücadeleninin, iktidarın alınmasının, sosyalizmin inşasının ancak ihtilalci ve köktenci bir yöntemle mümkün olduğunu kabul etmesiyle Arap coğrafyası için bir kurtuluş umudu olarak doğdu. Hızla da yoksul Arap halkı ve coğrafyanın diğer yoksul halklarının teveccühünü kazandı.
Bu güzergâhta teorinin zayıflığının yol açtığı pratik sapmalar, pragmatist politik yönelimlerle birlikte ve bunlara rağmen BAAS Irak ve Suriye’de hususiyetle gençlik, aydın kesimleri ve askeriye içerisinde hızla güçlenerek 1963 yılında her iki ülkede iktidarı ele aldı. İlk Irak deneyimi 9 ay gibi kısa bir sürede iktidarı kaybetse de Suriye BAAS’ı iktidarını 40 yıldır sürdürerek Suriye’deki siyasal istikrarsızlığa son verip Suriye’yi Ortadoğu coğrafyasındaki en belirleyici, etkin güçlerden biri konumuna yükselti. İktidarın ele alındığı 60’lı yıllar aynı zaman da parti için ideolojik mücadelelerin en keskin ve canlı yaşandığı ve nihai ideolojik kırılmanın ortaya çıktığı yıllar oldu. Bir yandan Markist-leninist temel metinlerine ulaşabilirliğinin kolaylık kazanması ve Sovyet’lerde eğitim alma olanaklarının gelişmesi parti içinde Kurucu babalar Eflak ile Bitar’a yönelik Marksist eleştirelerin yükselmesine partinin Arap milliyetçi bir çizgiden çok radikal sosyalist bir çizgiye yönelmesi gerektiğine inanan marksist bir hizbin doğmasına neden olurken öte yandan ise ilk Birleşik Arap Cumhuriyet’i girişiminin kısa bir ömür içerisinde başarsızlığa uğraması İsrail’e karşı verilen 6 Gün savaşında alınan yenilgi ve hızla girişilen sosyalist reformların toplumun kimi kesimlerinde oluşturduğu rahatsızlığın itkisi partinin daha gerçekçi, pragmatist bir çizgiye gelmesi gerektiğini savunan Vataniyye’ci hizibin doğmasına neden oldu. Bu mücadele yıllarının başlangıcında sol kanat güçlenerek parti üzerinde etkin konuma gelip partinin Sovyet modelinde radikal sosyalist bir programı hayata geçirmesini Eflak ve Bitar gibi kurucu babaların Partiden tasfiye edilmesini sağlasa da Neo-BAAS olarak adlandırılan bu dönemin ardından 1970 yılında belki de Ortadoğu coğrafyasının gördüğü en güçlü örgütçü ve kurnaz strateji-taktik ustası Hafız Esad’ın önderliğindeki Vataniyye’ci(Milliyetçi) hizb parti yönetimini nihai olarak ele aldı.
Hafız Esad önderliğinde Evvel’ul Suriye şiarını benimseyen Vataniyye’ci kanat bir yandan Hareket-ül Tashih programıyla partideki Marksist ve radikal sosyalist kanadı hızla tasfiye ederken aynı zamanda BAAS dışındaki sosyalist ve bağımsızlıkçı partileri Ulusal İlerleme Cephesi’nde birleştirerek BAAS iktidarının dayanak noktalarını genişleterek tahkim etti. Neo-BAAS dönemim radikal retoriğinden ve uygulamalarından uzaklaşarak millicilik, kamuculuk ve sekülerlik temellerine indirgenen asgari bir sosyalist programla daha geniş kesimlerin desteği sağlamayı başaran Hafız Esad önderliği belki de Arap Sosyalizminin ve BAAS’ın tarihi yenilgisine yol açan tercihini de işte bu toplumsal destek tabanını genişletme ve sağlamlaştırma gayretlerin içerisinde yaptı. 70’lı yılların ortalarında hayata geçirilen İnfitah politikaları kapsamında Sünni kesimlerin desteğini daha güçlü bir biçimde kazanmak isteyen Hafız Esad önderliği ittifakını Sünni yoksul köylü ve işçilerinden değil de Sünni aşiretler ve varsıl Sünni tüccar kesimlerle kurdu. İşte Suriye’nin ve Arap coğrafyasının kurtuluş umudu ilk büyük darbesini bu sınıfsal tercihle yemiş oldu. Bu yönelim Suriye’yi siyasal bir istikrara kavuşturup,pek çok farklı inanç ve etnik topluluğun birlikte yaşayabildiği bir ülkeye dönüştürse ve Ortadoğu’da anti-Amerikancı, anti-Siyonist bir odağın güçlenmesini sağlasa de sosyalizm ufkunun ve nihai kurtuluş umutlarının kaybolmasına yol açtı ve Suriye’yi dengeci, pragmatist bir siyasete mahkûm etti.
Her şeye rağmen İsrail ve Emperyalist Batı’yla mücadele içinde geçen Hafız Esad’lı dönem halk komiteleşmelerinin olmadığı yani halkın yönetime katılmadığı, Partinin halk tabanından koptuğu, merkeziyetçiliğin ve siyasal baskıların abartılı bir biçimde öne çıktığı başarısız bir sosyalizan deneyim olarak sürerek hem bölge sosyalist ve devrimci güçlerine yurtluk eden hem Ortadoğu direniş ekseninin belkemiğini oluşturan bir mevziinin korunmasını sağlayarak 2000 yılana kadar sürdü. Hafız Esad’ın vefatının ardından Sovyetler Birliği’nin olmadığı dünyanın her yerinde sol, sosyalist güçlerin güçten düştüğü, Ortadoğu’ya ABD müdahalesinin azgınca başladığı bir konjektürde Beşşar Esad liderliğinde BAAS tamamen iflas ederek Rami Mahluf’ların ele geçirdiği bir şirket dönüşerek bütün o direniş ve atılım tarihine rağmen Suriye’ye ve Arap coğrafyasına verebileceği hiçbir şeyi kalmayan yoz bir oligarşiye dönüştü.
İşte Suriye bu nedenlerle ve bu direnişler içerisinde şekillenen tarihi sayesinde dört yıldır direniyor Libya gibi çabucak teslim olmuyor ve her ne kadar sonunda yenilmiş, tarihi görevini ve anlamını yitirmişse de böyle bir tarihe dayandığı için Suriye idaresi tüm deformasyonlara rağmen Saddam Hüseyin’in, Hüsnü Mübarek’in kaderini paylaşmıyor.
Bu gün Bilad-ı Şam toprakları anti-emperyalist olmasa da emperyalist saldırganlığa karşı gösterdiği kahramanca direnişle dünya halklarına emperyalizmin yenilmez olmadığı dair güven ve umut aşılıyor. Emperyalizm yıllar sonra yeniden bu defa Suriye halklarının duvarına tosluyor. Suriye Halkları tüm dünya halkları için Bilad-ı Şam topraklarına bir direniş mevziisi kazıyor. Çocukları, Kadınları, Gençleriyle, kanlarıyla, canlarıyla emperyalist kundakçıların mezarını kazıyorlar! Bu şanlı direniş ülke tarihine mündemiç yurtsever, bağımsızlıkçı, sol direniş geleneği ve artık savaş içerisinde silahlanmış, örgütlenmiş, askeri deneyim kazanmış halklar ile birlikte yeni büyük bir dirilişe yeni bir atılıma gebedir. Bilad-ı Şam’ın tarihi bu gibi uyanış ve dirilişlerle doludur.
Bu gün Suriye Halklarının zaferi her geçen gün yaklaşırken Suriye halklarının bu şanlı direnişini selamlamanın onu sahiplenmenin ve ona her zamankinden daha güçlü omuz vermenin günüdür!
Bu gün bölgemizde halkların anti-emperyalist cephesinin imkânları her geçen gün artarken Suriye halklarının bu direnişini bölgenin diğer direniş odaklarıyla buluşturmanın ve bu direnişleri daha ileriye taşıyamaya çalışmanın günüdür!
Aş’et mukawemet’ul Suri ! Aş’et Şehbi’l Suri!
Emperyalizm yenilecek direnen halklar kazanacak!
Ortadoğu’da çözüm ya sosyalizm ya ölüm!
Özgür Bir Dünya İçin KALDIRAÇ dergisinin Şubat 2015 sayısında yayınlanmıştır.